Yazı Detayı
05 Aralık 2020 - Cumartesi 20:49 Bu yazı 508 kez okundu
 
Bir Eğitim Neferi-Abdulkuddüs Bingöl (2)
Ömer Özden
omerozden25@hotmail.com
 
 

Bir Eğitim Neferi-Abdulkuddüs Bingöl (2)

Necati Öner Hocamızın vefatının sene-i devriyesi yaklaşırken, kurucusu olduğu Türk Felsefe Derneği’nin şimdiki başkanı ve Necati Öner Bey’in bir başka öğrencisi olan Prof. Dr. Murtaza Korlaelçi ile yaptığımız bir görüşmede merhum hocamızı memleketi olan Erzurum’da bir panel ile anmayı planladık. TYB Erzurum Şubesi’ni ziyaretinde konuyu Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı’ya açtığımızda böyle bir toplantıya ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyacağını ifade edince hemen harekete geçtik ve çok kısa bir sürede panelin programını yaptık. Ankara’dan Prof. Dr. Murtaza Korlaelçi, Prof. Dr. Celal Türer hocaları ve Erzurum’dan da Prof. Dr. Abdulkuddüs Bingöl’ü davet ettik. Abdulkuddüs Bingöl Hocam, rahatsızlığına rağmen hiç tereddüt etmeksizin davetimizi kabul etti ve 4 Ocak 2020 tarihinde Atatürk Üniversitesi Mavi Salon’da Üniversite Rektörümüzün de katılımıyla güzel bir panel gerçekleştirdik. Hocaların hocası olan Necati Öner’i anma panelinin yöneticiliğini ben üstlendim. Abdulkuddüs Bingöl Hocam, salona kızı Ferhan’la birlikte geldi. Yine her zamanki gibi son derece şık bir kıyafet giymişti. Panelde ilk konuşmayı rahatsızlığı sebebiyle Bingöl Hocama tevdi ettim; son derece titiz bir şekilde hazırlandığı konuşmasında Necati Öner’in mantık anlayışından hareketle millet, milliyet, vatan, insan hürriyeti gibi kavramlara yüklediği anlamlar ve bilim anlayışı gibi görüşlerini, yaklaşık yarım saatlik bir sürede fevkalade doyurucu ve çok insicamlı bir şekilde, irticalen anlattı. Ankara’dan salonumuzu teşrif eden misafirlerimiz de hocamızın başka bilimsel yönlerinden bahsettiler ve panelimiz sona erdi. Bu programda hepimiz duygusal anlar yaşadık.

Konuşmalarda ayrıca vefatının birinci yıl dönümünde Necati Öner Hocamızı, doğum yeri olan Erzurum’da anmanın ne kadar önemli ve anlamlı olduğu da bütün konuşmacılar tarafından vurgulandı. Değerli katılımcılara plaket takdiminin ardından Abdulkuddüs Bingöl Hocamız, diyaliz vaktinin gelmesinden dolayı kızıyla birlikte evine döndü.

Bu programda Abdulkuddüs Bingöl ile son defa bir araya geleceğimizi hiçbirimiz düşünmemiştik. Tekrar yüz yüze görüşeceğimizi ümit ederek ayrılmıştık. Ertesi günü hocayla bir telefon görüşmesi yapıp katılımından dolayı tekrar teşekkür ettiğimde önceki gün yaptığımız programdan ne kadar haz duyduğunu ve böyle bir anma gerçekleştirdiğimizden dolayı duyduğu minnettarlığı ifade etti.

Sonraki günlerde ben annemi kaybettim ve Abdulkuddüs Hocam telefonla arayıp başsağlığı diledi. Ara sıra telefonla arayıp sağlığını soruyordum. Bu yılın Kurban bayramının arefesinde Hoca’nın yeğeni sevgili öğrencimiz Ahmet Bingöl arayıp Bingöl ailesinin, çok sevdikleri oğulları Ali Fuat’ı kaybettiklerini haber verdiğinde çok üzüldüm. Ali Fuat, Nevin-Abdulkuddüs Bingöl ailesinin, sağlığındaki özel durumu sebebiyle çok ihtimam gösterdikleri sevgili evlatlarıydı. Seyahatteydim. Bayramın ilk günü taziye için aradığımda Hocam çok üzgündü ve ağlıyordu. “Ali Fuat bizim için çok değerliydi, çok özeldi; onun yokluğuna nasıl alışırız; onsuz nasıl yaşarız!” diyerek ağlıyordu. Teselli ifadeleriyle görüşmeyi tamamladık.

Aradan çok uzun bir zaman geçmemişti ki oğlum Melih, bir akşam saat 22.30 gibi telefon etti. 5 Eylül 2020 idi ve “babacığım acı bir haber vereceğim, doğru mu bilmiyorum ama Abdulkuddüs Bingöl Hoca’nın rahmetli olduğunu duydum!” dediği anda birden şok olmuştum. İlk tepkim “Yok yaaav! Olamaz!” şeklinde oldu.

Haber maalesef doğruydu. Türk mantık ve felsefe alanı önemli bir ismini daha ebediyete uğurluyordu. Abdulkuddüs Bingöl Hoca, hocası Prof. Dr. Necati Öner’in ardından aramızdan ayrılmış, Erzurum ve Türk bilimi kaliteli bir düşünce adamını daha yitirmişti. Abdulkuddüs Bingöl’ün 1952 yılında Erzurum’un Tortum ilçesinde başlayan hayat hikâyesi, çok uzun olmayan bir ömürle 68 yaşında tamamlanmıştı.

Tanıdığım kadarıyla Abdulkuddüs Bingöl Hoca, ailesine çok bağlı bir şahsiyetti. Üniversite’nin lojman imkânlarını değerlendirmeyip İbrahim Paşa Camii’nin oradaki üç katlı evlerinde bütün aile fertleriyle birlikte oturuyorlardı. Üst üste acılar yaşadı. Önce babasını, ardından annesini, sonra ağabeyi Mehmet Sadık hocayı, yeğeninin düğünü için İstanbul’a giderken önlerinde seyreden arabanın gözlerinin önünde kaza yapmasıyla, kayinvalidesi de olan öz teyzesini ve ablasını, kanser hastalığından dolayı da küçük kız kardeşini ahirete uğurladı. Babası, annesi ve ağabeyinin cenaze merasimlerinde bulundum. Hocam hüngür hüngür ağlıyordu. Ağabeyi Sadık Bingöl, uzun zaman hastalık çekmişti. Her gün ağabeyini muntazaman ziyaret eder, onun tüm ihtiyaçlarını kendisi yerine getirir, sık sık gezdirirdi. Ağabeyinin vefatı da onu ziyadesiyle müteessir etmişti. Acılarına nasıl dayanırım diye adeta dövünüyordu. Zaman zaman oğlu Ali Fuat’tan bahsederek “Allahım bana evlat acısı göstermesin!” diye dua ediyordu ama bu acıyı da yaşadı.

Ailesine olan düşkünlüğünün sadece eviyle sınırlı değil, akrabalarını da içerecek şekilde olduğunu, yeğeni Ahmet Bingöl’den öğrendim. Aile içerisindeki evlendirme işlerinde, kız isteme törenlerinde mutlaka bulunurmuş. Eğer ailedeki delikanlılara kız istenecekse bu vazifeyi Abdulkuddüs Bingöl üstlendiği gibi, kız istemeye gelenlerle de o muhatap olurmuş. Üstelik böyle ciddi bir işe müdahil olacağı için mutlaka yeni elbise alarak katılırmış. Heyecanı üst sınıra çıkar, olması gereken bütün örf ve adetleri yerine getirirmiş. Bu konudaki tek istisna, dini konularda uydurulmuş olan hurafeleri dikkate almamasıymış. Yani din adına uydurulan örf ve adetler dışında bütün gelenek ve göreneklerin tam uygulanmasını istermiş. Doğan torunlarının akika kurbanlarını da yine kendisi kesermiş.

Ailesine olan düşkünlüğü o derece ileriymiş ki yola çıkanları sürekli takip edip sorarmış. Mesela yeğeni Ahmet Ağrı’dan Erzurum’a doğru yola çıktığında eğer yola çıktığını duymuşsa belli bir vakitte arayıp gelip gelmediğini sorarmış.

Abdulkuddüs Bey’in babası Lütfullah Hoca, eski Erzurum Müftüsü Solakzade Sadık Efendi’nin vekilharcı idi. Biz Yenikapı semtinde Müftü Efendi’nin evinde kiracı olarak otururduk ve Lütfullah Hoca’nın oturduğu mahalleye çok yakındık. Bu konuları o yüzden yakinen biliyorum. Müftü Efendi’nin kızı ve çocukları İstanbul’da yaşadıkları için onların her yıl Kurban bayramında kurbanlarını o kestirir ve dağıttırır, Ramazan aylarında hatimlerini o okurdu. Ayrıca her Berat kandilinde Müftü Efendi’nin ruhu için mevlit okutturduğunu da yine aile fertlerinden öğrendim. Babasının ölümünden sonra da aynı vazifeyi Abdulkuddüs Bingöl Hocam deruhte ederdi. Bir Ramazan ayının öncesinde hocamla görüştüğümde “Babamdan devraldığım hatimleri ben okuyorum” demişti.

Abdulkuddüs Hocamın babası Lütfullah Hoca, Müftü Solakzade Sadık Efendi’nin öğrencisi olduğundan dolayı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bazı özel konularda ondan yardım istediğini, kendisine fıkhî konularda ve özellikle miras paylaşımıyla ilgili mektup yazıp görüş aldığını, onun da sorulan soruları cevaplayıp miras paylaşımını yaptıktan sonra ilgili makama bildirdiğini aile fertleri vasıtasıyla öğrenmiştim. Abdulkuddüs Hoca da hıfzını, böylesi derin bilgiye sahip olan babasından yapmış, Arapça ve klasik mantık kitabı olan Molla Cami’yi yine babasından okumuş ve icazetini ondan almış. Ankara İlahiyat Fakültesi’ni bitirdikten sonra mantık anabilim dalından doktora yapması ve sonrasında da mantıkla ilgili eserler vermesini, küçüklüğünde temel eğitim olarak mantık dersi almış olmasına borçlu olduğunu düşünüyorum.

Abdulkuddüs Hoca, titiz bir insandı; odasına gittiğimizde gördüğümüz manzara, raflarının fevkalade düzgün olduğuydu. Kitaplar, konularına göre raflarda olduğu gibi, boy sırasına göre de dizili olurdu. Hangi kitabın hangi rafta olduğunu da bilirdi. Masasının üzerinde sadece çalıştığı ve okuduğu kitaplar bulunur, konu dışı kitaplar masa üzerinde değil, raftaki yerinde olurdu.

Hocamızın yeğeni, bizim de öğrencimiz olan Ahmet Bingöl, amcasının, evinde de çok düzenli olduğunu, yaptığı ve yaptırdığı işleri düzenli olarak kaydettiğini, her belgeyi arşivlediğini, hatta kırk elli yıl önceki faturaların bile hâlâ durduğunu aktardı.

Abdulkuddüs Bingöl, hem zeki hem de çalışkan olan bir akademisyendi. Genç yaşında hayata veda eden Bingöl Hoca, 1973 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun olmuş, iki yıl öğretmenlik yapmış, mezun olur olmaz başladığı doktorasını Prof. Dr. Necati Öner’in danışmanlığında, yine aynı üniversitenin Sistematik Felsefe ve Mantık bölümünde 1978 yılında tamamlamış, 1975 yılında öğretmenlikten ayrılarak Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne intisap etmiş, 1982 yılında Yardımcı Doçent, 1983 yılında Doçent, 1989 yılında da henüz 37 yaşındayken Profesör olmuştur.

Çalışmayı ve üretmeyi çok seven Abdulkuddüs Hoca, fakülte talebesiyken de zekiliği ve çalışkanlığıyla göz doldurmuş, 1973 yılı mezunları arasında en yüksek ortalama ile (96 ortalama) birincilikle mezun olduğu için babası Lütfullah Hoca, fakülte idaresince Ankara’ya davet edilip böyle disiplinli bir evlat yetiştirdiğinden dolayı tebrik edilmiştir.

Çalışmayı, öğrenmeyi ve öğretmeyi bir hayat tarzı haline getiren Abdulkuddüs Hocanın, başarısızlığa pek tahammülü yoktu. Her öğrencisine çalışmayı ve başarılı olmayı tavsiye eder, tembellik edenlere kızar, çalışanlara da “bunu senin başaracağına inancım tam” diyerek teşvik ederdi. Bunu birkaç kez bana da söylemişti. “Platon ve Campanella’nın Siyaset Felsefelerinin Bazı Yönlerinin Karşılaştırılması” başlıklı kapsamlı makalemi okuyup bazı düzeltmeler yaptıktan sonra, böyle bir çalışmayı günümüz siyaset felsefesine de uyarlayabileceğimi ve bunu eleştirel bir bakışla yapabileceğimi belirtmişti.

Çok kitap okuyan Bingöl hoca, gençliğinde çoğunlukla kitap okurken uyuya kalır, annesi o uyuduktan sonra kitabını elinden alıp yerine koyarmış. Bunu duyduğumda ilkokul, ortaokul ve lise yıllarımda ben de kitap okuduğum sırada rahmetli annemin bana seslendiğini duymayıp okumaya devam ettiğim için, kitabı okumayı bitirdiğimde anacığımın “kitap okurken ev yansa haberin olmayacak!” diyerek beni taltif ettiğini hatırladım. Kuddüs Hoca, kitaplarına çok değer verdiği için titiz davranır, evindeki kitaplığına kimsenin dokunmasına da izin vermezmiş.

Eğitimin önemli özelliklerinden biri de kendisini eğiten hocalarına sevgi ve saygıda kusur etmemektir. Abdulkuddüs Hoca da bir eğitimciydi; hocalarına ve özellikle de Prof. Dr. Necati Öner Hocamıza hürmeti, sevgisi ve saygısı sonsuzdu; onun sözünden çıkmazdı. Bunun diğer örneği de Prof. Dr. Murtaza Korlaelçi Hocamızdır. O da Necati Bey Hoca’mızın bir dediğini iki etmezdi. Abdulkuddüs Bingöl Hoca, öğrencilerine ve sevdiklerine de bunu tavsiye ederdi. Çünkü vefalı olan, vefa bekler. Her fırsatta Ankara’ya giderek Necati Öner Hocamızı ziyaret eden ve “Hocasına sırtını dönenden bir halt olmaz!” diyen Abdulkuddüs Hocanın sağlığında öğrencilerinden vefa gördüğünü ve vefatından sonra da bu vefanın devam edeceğini umarak onun başka bir özelliğine geçelim.

 
Etiketler: Bir, Eğitim, Neferi-Abdulkuddüs, Bingöl, (2),
Yorumlar
Haber Yazılımı