Yazı Detayı
10 Haziran 2020 - Çarşamba 19:21 Bu yazı 1819 kez okundu
 
Erzurum’dan Bir Entelektüel Portre: Ahmet Kurt
Ömer Özden
omerozden25@hotmail.com
 
 

Yaşadığımız çevrede kendi varlığını başkaları için adamış insanlar bulunmaktadır. Bütün hayatını anasına babasına ailesine adayan evlatlar, servetini Kızılay’a bağışlayan hayırseverler, öğrencileri için ömrünü harcayan öğretmenler, hastalarını iyileştirmek için canla başla çalışan sağlık çalışanları, … Ve kendisini bilime adamış olan bilim adamları. Bu saydıklarımın hepsi, olumlu işlerdeki çabalardır ve tek kelimeyle ifade edecek olursam buna adanmışlık diyebilirim.

Adanmış ömürlere birçok örnek verilebilir. Bu yazıda kendisini bilime adamış bir bilim adamından söz etmek istiyorum: Prof. Dr. Ahmet Kurt.

Çocukluğu, Ailesi ve Eğitimi

Babası o yıllarda Erzurum’a bağlı olan Yusufeli’nin Taşkıran Köyü’nden Mehmet Kurt, annesi de yine aynı köyden Hava hanımdır. Ahmet Kurt, eski takvime göre 1341, Miladî takvime göre de 1925 yılının Mayıs ayında, Taşkıran Köyü’nde doğmuştur. Kurt ailesinin birçok çocuğundan 10’u hayata tutunmuştur; bunların altısı kız, dördü erkektir ve Ahmet Kurt, bu 10 çocuktan üçüncüsüdür.

Yusufeli, eski zamanlardan beri gurbetçidir. Çoğunlukla inşaatçılık yapan Yusufelililer, bahar aylarından itibaren çevre illere yayılıp oralarda inşaat ustalığı yapar, güzün sonlarında tekrar memleketlerine dönerlerdi. Kalıp, duvar, sıva gibi yapının karkasının ortaya çıkmasında asıl emek, Yusufelili ustalara aitti. Sanki bunu bilen biri gibi anlatmamın sebebi, çocukluk ve gençlik yıllarımda Erzurum’daki inşaatların ustalarının Yusufelili olmalarındandır. Rahmetli dedem, tek katlı evini 1940’lı yıllarda Yusufelili ustalara yaptırdığı gibi, rahmetli dayım da babasından kalan evi 1979’da söktürüp iki katlı hale getirirken yine Yusufelili ustaları tutmuştu. İşlerinde çok mahir olan bu ustalar, yaklaşık 40 yıl önce Erzurum’un Sivişli taşından yapılmış bu evin ana duvarlarını yıkmadan, üzerine tabliye döküp üzerine ikinci katı çıkmışlardı ve tıpkı bir inşaat mühendisi gibi planlayarak çok kısa sürede evi tamamlayıp teslim etmişlerdi.

Ahmet Kurt’un babası Mehmet Kurt da taş duvar ustası olup, bütün köy halkı gibi baharda Erzurum, Erzincan, Ağrı, Van, Muş illerine inşaatlarda çalışmak için gitmiş, nice insanların yol ve ev sahibi olmasını sağlayarak sonbaharda köyüne dönmüştür. Mehmet Usta’nın mensubu olduğu köyün ustalarının hepsi taş ustası oldukları ve duvar örerken taşları kırıp şekil vererek duvarı inşa ettikleri için bu köye Taşkıran adı verilmiştir. Mehmet Usta da Sivas-Erzurum demiryolu üzerindeki köprü inşaatlarında çalışıp nice taşa biçim vermiş, şehirlerin yanında ilçe ve köylere köprüler inşa etmiş, aynı zamanda çok sayıda da ev yapmış, insanların başlarını sokacakları birer hane sahibi olmalarını sağlamıştır. Erzurum’da da birçok ev yapan Mehmet Usta’nın yaptığı bu evler, eski Erzurum’da yer aldıklarından dolayı son yıllarda belediye tarafından kentsel dönüşüm kapsamında istimlak edilerek yıkılmıştır.

Bilindiği gibi gurbetçiler başkalarına yardımcı olurken, kendilerine ve çocuklarına zaman ayıramazlar. Para kazanıp evlerini geçindirmenin derdine düşerler. Ama Mehmet Kurt, sadece çoluk çocuğunun geçimini sağlamakla yetinmemiş, memleketinden uzak kalmasına rağmen çocuklarının tahsil yapmalarına da önem vermiştir. Kış aylarında evinde bulunan Mehmet Usta, köyde okul bulunmadığı için, çocuklarına okuma yazma öğretmeye çalışarak onları geleceğe hazırlamayı ihmal etmemiştir. İnşaatçılıkla geçimlerini sağlayan köy halkı, bu eksiği gidermek için kendi gayretleriyle Sarıgöl nahiye merkezine okul yapıp Devlet’imize teslim etmişler ve okul açıldığında 10 yaşında olan Ahmet Kurt da okula kaydettirilmiştir. Köye atanan öğretmen, çocukları, durumlarına göre sınıflara ayırırken Ahmet’i babasından öğrendiklerinden dolayı 3. sınıfa kaydetmiştir. Karadeniz taraflarındaki arazi yapısından dolayı okul, birkaç köyün arasına yapıldığı için küçük Ahmet, evlerinden çıkıp okula gidişte 45 dakika yürüyerek ulaşıyor, akşam da aynı yolu geri dönüyormuş.

Baba Mehmet Usta, çocuklarının bu zorlu ve meşakkatli okul macerasından rahatsızlık duyduğu için ertesi yıl “Çocuklarımı yolu ve okulu  bulunan bir yerde büyüteceğim” kararını alıp göçünü yüklenmiş ve ailece 5 gün yürüyerek Yusufeli ve Köşk Köyü üzerinden gittikleri Hasankale’ye yerleşmişler. Böylece küçük Ahmet, Yusufeli Taşkıran Köyü Sarıgöl mevkiinde başladığı ilkokulun dördüncü sınıfını Hasankale’de tamamlamış ve buradaki okuldan mezun olmuştur. İlkokul öğretmeninin yönlendirmesiyle, parasız yatılı okul sınavına girmiştir.

Okulu kazandığından haberi olmayan Ahmet Kurt, kendisini parasız yatılı sınavına girmeye teşvik eden öğretmeninin lise sınavını kazandığına ilişkin uyarısıyla leyli meccani (yatılı kısmı bulunan, hem evi şehirde olup gündüz öğrencisi olanların, hem de yakın şehirler, ilçe ve köylerde olanların okulun yatakhanesinde kaldıkları okullara bu ad verilirdi) eğitim yapan Erzurum Lisesi’ni kazandığını öğrenmiştir. Bir ay gecikmeli olarak liseye kaydı yapılan Ahmet Kurt, burada önce ortaokulu, sonra da liseyi okumuştur. Ahmet Kurt, Erzurum Lisesi’nde orta öğretimini devam ettirirken, 1940 yılında Hasankale’den Erzurum’a nakleden babasıyla birlikte yaz tatillerinde o da duvarcılık işinde çalışmıştır. Aile Erzurum’da Ali Paşa Mahallesi’nde aldıkları eve yerleşmiştir. Bir taraftan çalışıp bir taraftan da okuyan Ahmet Kurt, başarılı bir öğrenci olarak Erzurum Lisesi’nden 1946 yılında mezun olduktan sonra, Tarım Bakanlığı adına burslu olarak Yüksek Ziraat Enstitüsü’nde yükseköğretim yapmak üzere Ankara’ya gitmiştir. Daha sonra bu yüksekokulun adının kanunla Ziraat Fakültesi’ne dönüştürülmesiyle 1949-1950 öğretim yılının Haziran ayında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden mezun olmuştur.

İş Hayatı

Mezuniyetinden sonra Erzurum’a dönerek üç buçuk ay Tarım Bakanlığı Erzurum Tohum Islah ve Deneme İstasyonu’nda vazife gördükten sonra askere gitmiştir. Terhisi müteakip 1951 yılında Adana Bölge Ziraat Okulu’nda 1954 yılına kadar öğretmenlik yapmıştır. Öğretmenlik yaparken 1952 yılında evlenmiştir.

1954 yılında Ankara Ziraat Fakültesi asistanlık sınavını kazanarak 1957 yılı Haziran ayına kadar adı geçen fakültede asistanlık yapan Ahmet Kurt, aynı yıl Erzurum’da kurulan Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ne intisap etmiş ve Atatürk Üniversitesi adına iki yıllığına Amerika Birleşik Devletleri’ne ihtisas için gönderilmiştir. Wisconsın Üniversitesi’nde Süt Teknolojisi sahasında Master of Science (Yüksek Lisans) yaparak Atatürk Üniversitesi’ndeki görevine dönmüştür. Çalışmalarına Erzurum’da devam eden Ahmet Kurt, 1960 yılında doktorasını tamamlamıştır. Atatürk Üniversitesi’nde sınava girerek doktor unvanı alan ilk kişidir Ahmet Kurt. 1961 yılında bir yıl müddetle yine Amerika’nın Wısconsın Üniversitesi’nde çalışmalarına devam ettikten sonra tekrar yurda dönmüş ve 1965 yılında doçentlik imtihanına girerek üniversite doçenti unvanını almıştır.

O yıllarda profesör olabilmek için ikinci bir yabancı dil bilmek gerektiğinden dolayı 1969 yılı başında önce Fransızcadan ardından da bilimden açılan sınavları başararak profesör olmuştur.

Öğretim ve araştırma görevi yanında Atatürk Üniversitesi’nin halkla münasebetlerini tanzim eden Yayım Servisi Müdürlüğü görevini de deruhte etmiştir.

Ahmet Kurt, 1959’da Londra (İngiltere), 1962’de Kopenhag (Danimarka) ve 1966 yılında da Münih’te (Almanya) gerçekleştirilen beynelmilel kongrelerde Türkiye’yi temsil etmiştir. Çalışkanlığı ve bilimsel üretkenliğiyle temayüz eden Ahmet Kurt’un İngilizce, Türkçe pek çok kitap ve makalesi mevcut olmakla beraber bazı eserleri de Almanca, Hollanda dili ve Farsçaya çevrilmiştir. İngilizce, Fransızca ve orta düzeyde Almanca bilen Ahmet Kurt hoca, Atatürk Üniversitesi’nde yöneticiliklerde de bulunmuştur. Dört yıl kendi kurumu olan Ziraat Fakültesi’nin, bir buçuk yıl da İslami İlimler Fakültesi’nin dekanlığını yapmıştır.

1992 yılında emekli olan Prof. Dr. Ahmet Kurt, üç yıl süreyle sözleşmeli olarak lisansüstü ders vermeye devam etmiştir. Emeklilik sonrası da Erzurum’da yaşamaya devam eden Ahmet Kurt, 28 Ocak 2000 tarihinde hayata veda etmiş ve Erzurum Asri Mezarlığı’na defnedilmiştir. Ruhu şâd olsun.

Evliliği ve Çocukları

Adana’da Bölge Ziraat Okulu’nda öğretmenlik yaparken İstanbul’da ikamet etmekte olan hemşehrisi Veysel-Fatma Kırkkeseli’nin kızı Zekiye Kırkkeseli ile 1952 yılında evlenmiş ve yaklaşık üç yıl bu şehirde ikamete devam etmişlerdir. Çocuklarından Ali Kurt, anneannesinin İstanbul’da ikamet etmesinden dolayı burada doğmuş, daha sonra Adana’ya dönülmüştür. Ahmet Kurt’un Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde asistan olmasından sonra Ankara’da ikamet eden Ahmet-Zekiye Kurt çiftinin, Ali Kurt’tan başka üç çocuğu daha olmuştur. Bunlar Uğur, Birgül ve Aynur isimlerini taşımaktadırlar.

Ali Kurt, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olup, önceleri babasının tavsiyesi ile akademisyenlik yerine devlet hastanelerinde çalışmış ve altmış yaşından sonra akademisyenliğe geçmiştir. Şu an İstanbul Sağlık Üniversitesi personeli olarak Erzurum Bölge Eğitim Hastanesi’nde Patoloji Doçenti olarak akademik hayatına devam etmektedir. Aynı zamanda Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’ne bağlı olarak Felsefe Tarihi alanında doktora eğitimine devam etmektedir. Uğur Kurt, Atatürk Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu olup iş adamlığı yapmıştır, halen emeklidir. Birgül Hanım, Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji bölümü mezunu olup, biyolog olarak Hıfzısıhha’da çalışmaktadır. Aynur Hanım ise yine Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezundur ve Dâhiliye uzmanı olarak hekimlik yapmaktadır.

Sosyal Çalışmaları

Prof. Dr. Ahmet Kurt, bir bilim adamı olarak kitap, makale, bildiri tarzında çok sayıda bilimsel eser yazmış ve bunların tamamına yakını yayınlanmıştır. Onun bilimsel çalışmaları ve hakkındaki ayrıntılı bilgileri, değerli dostum ve ağabeyim Doç. Dr. Ali Kurt’un hazırlamakta olduğu babası hakkındaki kitabından öğreneceğiz. Ancak Ali Bey’den öğrendiğim kadarıyla rahmetli Ahmet Kurt hoca, yalnızca akademisyenlikle meşgul biri değildir.  O, Türkçe, İngilizce ve Fransızca bazı şiirleri ezbere bilir ve bazen söylerdi. Bunlardan bazıları, Yahya Kemal’in ‘Mehlika Sultana Âşık Yedi Genç’, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun ‘Karadutum Çatalkaram Çingenem’, ve Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Sakarya Türküsü’dür.

Ali Kurt, babası Prof. Dr. Ahmet Kurt’un, Erzurum’a gelen Ahmet Kabaklı, İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu ve Bahaeddin Ögel gibi kültür ve bilim adamlarını evde yemeğe davet ettiğini ve onlarla çok keyifli edebi ve kültürel sohbetler yaptıklarını çok iyi hatırladığını ifade etmektedir.

Ahmet kurt, aynı zamanda bir cemiyet adamıdır. Atatürk Üniversitesi’ne cami yaptıran Manevi Kalkınma Derneği 2. Başkanlığını yapmış ve Türkiye'de bir üniversitedeki ilk camiyi, 1970’li yıllarda açmışlardır. O yıllarda üniversitelerin hiçbirinde cami bulunmadığı için, bu keyfiyet bütün Türkiye’de uzun zaman konuşulmuştur.

1971 yılında lise dengi okulları mezunlarının lise fark dersleri vermeksizin Atatürk Üniversitesine girebilmesini sağlayan yönetmelik değişikliğinin yapılmasında önemli rol oynamıştır; böylece öğretmen, ziraat, imam hatip, ticaret gibi meslek lisesi mezunları da Atatürk Üniversitesi’ne girebilmeye başlamıştır. 

1974-75 yılları arasındaki bir buçuk yıllık İslami İlimler Fakültesi Dekanlık görevi sırasında ise bu fakültede seçimlik dersler arasına Fizik, Astronomi, Biyoloji, Hijyen, Estetik ve İçtimai Doktrinler Tarihi, İktisadi Doktrinler Tarihi ve Medeni Hukuk derslerinin konulmasını sağlayarak oldukça önemli bir değişikliğe imza atmış olan Prof. Dr. Ahmet Kurt’un dekanlık süresinin bitiminde bu dersler sonraki yönetim tarafından kaldırılmıştır.

Günümüzde böyle entelektüel ve ileri görüşlü akademisyenlerin sayısı parmakla gösterilecek kadar azaldı. Sayılarının artması temennisiyle, bütün ömrünü bilime ve milletimize adamış olan Prof. Dr. Ahmet Kurt hocamızı saygı ve minnetle anıyoruz.

 

 
Etiketler: Erzurum’dan, Bir, Entelektüel, Portre:, Ahmet, Kurt,
Yorumlar
Haber Yazılımı