Yazı Detayı
25 Eylül 2020 - Cuma 16:22 Bu yazı 204 kez okundu
 
FEHİM İBRAHİMHAKKIOĞLU (l)
Ali Kurt
alikurt1@gmail.com
 
 

FEHİM İBRAHİMHAKKIOĞLU

 

Erzurum Tarih Derneği olarak 18 Eylül 2020 Cuma günü, 1048 yılında Selçuklu kuvvetlerinin Bizans ve müttefiklerini yendiği Pasinler Savaşı’nın cereyan ettiği araziye, Üğümü köyü kırsalına gitmiştik. Anadolu’nun kapısını aralayan bu galibiyeti andıktan sonra, Tımarlı Köyünde Ermeniler tarafında katledilen Türkler için yapılan şehitliği ziyaret ettik. Hasankale kasabasına uğradık, Kaleyi, İbrahimhakkı Camiini, babamın da 1940 yılında mezun olduğu okulu (o zamanki adıyla Hasankale ilkokulu), kaplıcaları, tarih tren istasyonunu gördük, karayolu boyunca aralıklarla bölgenin mevsime uygun yerel üretimi olan ayçiçeği, kavun, karpuz, patates, balkabağı … gibi ürünleri satanlar sıralanmıştı. … Geçen ay yazmaya başlayıp, vaz geçtiğim konu geliverdi aklıma…

Fehim İbrahimhakkıoğlu hakkında yazmayı düşündüğümde, sanatçı bir aileden geldiğinden hareketle babası Hakkı Beyin şiirleri ve hattatlığı, kardeşleri Feyyaz Abi ve Belkıs Hanımın sanat anlayışları ve yazarlıkları üzerinde duran, uzun bir yazı tasarlamıştım. Fakat yazmaya yeniden başlayınca, dostlarımın isteğiyle, Hakkı İbrahimhakkıoğlu tarafından yazılarak Türk Edebiyatı Dergisinin Eylül 1982 tarihli 107. Sayısında yer alan;

 

AŞK’DAN GAZEL

Döndüren eflâkî aşk’dır, canı aşk, cânânı aşk;

Güldüren aşk, ağlatan aşk, söyleten insanı aşk.

Neyde tesîr-i ezeldir, meyde iksiri ebed

Reng-i buyû halet-i gül, bülbülün efgânı aşk…

 

şiirini hatırlatarak Hakkı İbrahimhakkıoğlu’nu anmış olalım ve konumuz olan Fehim Beyden söz edelim.   

Önce Fehim Beyle tanışmamız ve sonraki görüşmelerimiz. Bu konulardan diğer arkadaşların bahsettiklerini tahmin ettiğimden tekrara düşmeye gerek yok. En ilgincini yaparak, resim sanatıyla ilgim sadece lisede resim kolunu seçmek zorunda kalan bir kişi olmama rağmen, resimleri üzerinde durmak istiyorum. Yıllar sonra Resim ve Heykel Galerisinde açılan Sanata Uzanan Eller sergisi için bir resim yapmam istenince, yaptığım resmi gören herkes, “Bu resmi acemi biri yapmış” dediler. Doğruydu. Ancak serginin amacı resimle ilgisi olmayan kişilerin yaptıkları ilk resim olacaktı, sadece benimki uyuyordu bu tanıma. Diğerleri genellikle Üniversite resim bölümü öğrencileri veya resim bölümüne girebilmek için resim çalışan kişilerdi. Bunları, resim sanatıyla olan ilgim anlaşılsın diye yazıyorum.

Bu nedenle resimlerindeki sanatsal yönelişler, sanat anlayışı veya tekniği değil, kendi anlatımıyla resme yönelişi, seçtiği konular ve 2011 yılında Erzurum’da açtığı sergiden bahsetmeye çalışacağım.

Adını duyardık, ancak kendisini hiç görmemiştik. Şiir de yazan Erzurumlu, Pulur Köy Enstitüsü (Öğretmen Okulu) kütüphane memuru, hattat Hakkı İbrahimhakkıoğlu’nun oğluydu. 20 Mayıs 1940’da doğdu. Kardeşlerinden Feyyaz abiyi ve Belkıs Hanımı tanıyordum. Uzaktan, dolaylı bir hısımlık ilişkimiz olduğunu da duyardım, fakat bilemiyorum.

Fehim, nadir rastlanan bir isim. İlk olarak Abdülhak Şinasi Hisar’ın “Fehim Bey ve Biz” romanında rastlamıştık. Fakat İbrahimhakkıoğullarında özellikle seçilen, sık görülen bir ad. Nitekim sanatçımızın dedesi de Fehim Bey.

İlk sergisini yıllar önce Erzurum’da, Kültür Kurumu İlkokulunda, 1954 yılında, ben henüz 1 yaşımdayken açmış. Okulumuz kütüphanesinde sergiler, kukla, Hacıvat, tiyatro gösterileri olurdu. O okulda 1960- 1965 arasında okumuştum. Resmi ilk sergiyi ise 1963’de, ben ilkokulda iken Erzurum Halk Eğitim Merkezinde açmış. Katıldığı sergiler ve aldığı ödüller o kadar çok ki…

Önceden yağlıboya ve guajla çalışan sanatçı sonradan tavır değiştirmiş. Taşlar… Tabiatta bolca bulunan sert maddeler. Taşın sertliğini sanata dönüştürmek… Üstadı taş toplarken düşünüyorum… Yıllar önce, Atatürk Üniversitesinde bir jeoloji hocası vardı. Sık sık araziye çıkar, yanında taşıdığı çok gözlü bir çantaya değişik yerlerde bulduğu farklı şekil, renk ve büyüklüklerde taşları toplardı. Sonra günlerce çalışır, onları adlandırır, koleksiyonunda uygun yerlere yerleştirir ve bölgenin jeolojik yapısını yazmaya çalışırdı. Burada durum farklı.  Yaklaşık 50 yıldır sadece deniz ve dere kenarlarından topladığı doğal taşları kullanarak resim yapmak kolay bir iş değil.  Konuyu seçip tasarlamak, renkle yetinmeyip derinlik, ışık ve gölgeyi ayarlamak herkesin kârı değil. Yeni tarzda yaptığı ilk eser, geçen yüzyılda Doğu Anadolu’nun önemli olaylarından olan 1965 tarihli Varto Depremini gösteren bir tablodur.

Fehim Bey, bir ressam mı? Bize göre sanatçı. Sadece resimle değil, heykel ve sinemayla da ilgilendiğini duyduk. Nitekim belgesel filmler de yapmış. Mesela “Bir Avuç Kömür”..Bize göre sanatçı, resim ağırlıklı çalışan, malzemesi ve tekniğini kendisi geliştiren, özgün işler yapan bir sanatçı.

Kendisini ilk hatırlayışım, yaklaşık 15 yıl önce, Feyyaz abi küçük bir rahatsızlık geçirdiğinde  Erzurum Numune Hastanesinde yatarken refakatçısı olarak görmemdir. Sonra birkaç kere daha görüştük.

Altı ay kadar önce Erzurum’a son geldiğinde kendisiyle birkaç gün görüşmelerimiz oldu. Ricam üzerine, hazırlamakta olduğum Pulur Köy Enstitüsü Kitabı için anlattıkları İsmail Bingöl tarafından banda alındı ve çözüldü. İsmail Beye teşekkür ediyorum.

Fehim Beyin anlattıkları şöyle; Önce Diyarbakır’daki okul, Dicle (Köy Enstitüsü) Öğretmen Okulu:

“…Geceleri resim atölyeleri resim yapmak isteyenlere açıktı, müzik dersi almak isteyenler için mandolin, bağlama, keman, piyano, klarnet, flüt, kaval dersleri veriliyordu. Müzik öğretimi önemli bir yere sahipti, çok ciddiye alınıyordu. Müzik dersinden geçmek için herkesin bir enstrüman çalması mecburiydi. Ben de bağlama çaldım, sazdan çıkan sesleri sevmiştim, hoşuma gitmişti ama bu alanda becerikli olmadığımı anladım, ilerletmedim. Gönlümü resme vermiştim. Burada her gün 2 saat resim atölyesinde vakit geçirerek ilk ciddi desen çalışmalarıma başladım. … Her hafta muhakkak sinema gösterimi yapılır, zaman zaman İstanbul’dan Ankara’dan gelen sanatçılar tiyatro oyunu sergiler, folklor gösterileri yapılırdı. Okula önemli türkücüler getirilir, konserler verdirildi. Şairler gelirdi. En büyük şansım da büyük değer Aşık Veysel’in hoş sohbetinden sonra çalıp söyleyerek toprak ve insan sevgisini bize aşılayan türkülerini dinlemek oldu. Bizim yüreğimizde derin izler bırakacak olan özel bir insandı”.

Devam Edecek....

 
Etiketler: FEHİM, İBRAHİMHAKKIOĞLU, (l),
Yorumlar
Haber Yazılımı