Yazı Detayı
29 Eylül 2020 - Salı 23:54 Bu yazı 394 kez okundu
 
FEHİM İBRAHİMHAKKIOĞLU (ll)
Ali Kurt
alikurt1@gmail.com
 
 

Erzurum’a geliyorlar;

“Ergani’den sonra tekrar Erzurum’a geldik. Burada Erzurum Pulur Öğretmen Okulu’nda okudum (daha sonra adı Yavuz Selim Öğretmen Okulu oldu). Bu yıllarda tiyatro dekorları da dâhil, heykel, film gibi çeşitli sanat dallarının hepsiyle ilgilenme merakı uyandı. Vatan Yahut Silistre gibi birçok eserlerin dekorlarını yaptım. İlk dekor denemem Sinekli Bakkal oyunu içindi. Şair Faruk Nafiz Çamlıbel’in Çoban Çeşmesi isimli şiirini sahnede canlandırmak istedik. Dekor çok canlı oldu. Arkada köy, önde köyün çeşmesi, çoban kaval çalıyor (çoban da benim), çeşmeden su akıyor. Çobanın köpeği de çobanın yanında duruyor. Sahne açıldı. Ben kaval çalıyorum. Çeşmeden su akıyor, köpekte yanımda sahne başlar başlamaz seyirciler ayağa kalkıp alkışlayınca köpek birden halkın üzerine atladı. Atlayınca perdeyi kapatmak mecburiyetinde kaldılar. Yıllar sonra İstanbul’a yerleştiğimizde Enis Fosforoğlu, Cenk Koray, Ali Atik, Ayşegül Atik’in tiyatro dekorlarını da yaptım. Bu çalışmaların hepsi ruhumu besleyip farklı bakış açılarına sahip olmamı sağladı. Ama asıl yapmak istediğim resimdi. Okul yıllarında resme başladığım zaman kitaplardaki eserlere bakınca ‘Bir gün ben de bunlar gibi resim yapacağım’ diyordum.

Okuldaki en büyük şansım, heykeltıraş Burhan Alkan’ın resim öğretmenim olması idi. Gazi Eğitim Enstitüsü mezunu olan hocam, Erzurum’da öğretmenlik yaptıktan sonra Fransa Devlet Bursu ile Paris Güzel Sanatlar Yüksek Okulunda Heykel İhtisası yaptı. 15 tonluk Erzurum Aziziye Anıtı da dâhil olmak üzere yurt içinde ve farklı ülkelerde pek çok anıt ve heykeli bulunmaktadır. İnsan anatomisini, desen bilgisini, resimlerdeki ışık gölge oyunu orantısını, kendisinden aldım. İnsan figürleri üzerine desen çalışmaları yaptım.

Hocam desen çizerken ışık ve gölgeyi, deseni karalamadan ışık alan yerleri hafif kalemi bastırarak, gölgenin sertlik durumuna göre ise koyu yerleri, sert çizgilerle daha anlamlı çizileceğini öğretti. Kalemi bu şekilde kullanarak desenin ayrıntılarını anlatmak daha kolay oldu.

Ben üçüncü sınıfta iken hocam okulun resim atölyesinin sorumluluğunu bana verdi. Her akşam iki saat son sınıflar dâhil bütün arkadaşların çalışmalarına yardımcı oldum. Tuallerimizi, guaj ve yağlı boyalarımızı hatta fırçalarımızı kendimiz yapar, atölye ve kırlarda çalışmalarımızı sürdürürdük. Hocam altıncı sınıflara beşer kişilik gruplar halinde 1m.x1,5m. ebadında okul bitirme ödevi vermişti. Teneffüslerde altıncı sınıflar beni atölyeye götürürler, bir iki fırça darbem ile resimlerinin güzelleşmesini sağlarlardı. Hocam durumu hemen anlar ve babama ‘Fehim bugün yine atölyeye uğramış’ diye serzenişte bulunurmuş.

Sanata olan yeteneğimi fark eden Burhan Alkar, görsel sanatlarda kendimi geliştirmem için destek oldu. Bana, özgün olabilen kişilerin sanatçı olabileceğini, gelecekte güzel eserler vermek istiyorsam, kendi yolumda ilerlemem gerektiğini söylüyor, ‘Resim yapmaya devam edeceksin, ama bir başka ressamın etkisi altında kalarak değil. Yenilikleri kendinde ara, sakın kimsenin kopyası olma. Devamlı araştır ve bir şeyler kat, kendi yönünü bul. O zaman kendini anlatabilirsin!’ şeklinde öğütler veriyordu.

Hocamın öğütleri yolumu belirlememde etkili oldu, kendi çizgimde ilerledim. Ressam Rembrandt’ın tablolarının en ufak karesinde bile yer alan ışık gölge hassasiyetinden etkilenerek, yağlı boya ve guaj boya çalıştım.

Tablolarım beğenilince, okulumun idaresi bunları Erzurum Cumhuriyet Caddesindeki Kültür Kurumunda sergiledi. Böylece 14 yaşındayken ilk sergim açılmış oldu. Serginin açılışında babam da benim kendi kendimi yetiştirme çabamı anlatan duygusal bir konuşma yaptı.

Okul yıllarımda hafif yağışlı havalarda ekmek arasına peynir ve yeşil soğan koyar, istasyona giderdim. Yağmurlu havalarda sığınacağımız yerler trenlerin arka vagonlarıydı. Tren istasyonu okula yaya yirmi beş dakika idi. Yük trenlerinin en arkasındaki makasçıların kullandığı o son vagona biner, oradan Palandöken’e sırtını veren Erzurum Ovası’nı seyreder, gelecekteki yapacağım tabloların hayallerini kurardım.

… Atları çok seviyordum. Bu yüzden tablolarımda at figürleri çokça oldu, Erzurum’daki cirit oyunlarını defalarca resmettim. … En çok ilgimi çeken çobanların ailece kaldıkları kıl çadırlar oldu. Sonraları bu çadırlarla ilgili desenler çizdim, yağlıboya, çakıl taşı tablolar yaptım.”

Önce bir açıklama yapalım. 1942’de açılan Pulur Köy Enstitüsü, Türkiye’deki 22 benzeri gibi, 1946 ve 1949’da değişimlere uğramış (amaç, müfredat, eğitim kadrosu) ve 1954’de ise resmen öğretmen okulu statüsüne alınmıştır. O halde Fehim Bey, Köy Enstitüsü değil, kendisinin de söylediği gibi Öğretmen Lisesinde okumuştur. Sözlerinden, Dicle ve Pulur’da köy enstitüsünden kalma bazı geleneklerin devam ettiği anlaşılıyor.

27 Ocak 06 Şubat 2011 tarihlerinde düzenlenen Dünya Üniversiteler Kış Olimpiyatları şehirde bir heyecan yaratmıştı. Bu kapsamda yarışmaların sağlık işleri Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesine verilmiş olduğundan olup bitenlerden haberimiz oluyordu. Spor müsabakaları yanında kültür sanat faaliyetleri de icra ediliyordu. Bizler kayak kızak kısmını değil, sanatsal faaliyetleri izlemeyi tercih ediyorduk. Burada, sanatçıların hazırlayıp sunduğu 20 civarında sergi içinden Fehim Bey tarafından hazırlanan resim sergisinden bahsetmek istiyoruz.

Palandöken Dağındaki Kayak Merkezinde, çok yıldızlı otellerden birinde açılan ve zevkle seyrettiğimiz “Çakıldan Erzurum” sergisinde, kış sporları ve Erzurum temalarının yer aldığı 19 adet eser sergilenmişti. Bu resimler; Tuval üzerine çakıl, kum ve boya kullanılarak yapılan Atatürk resmi, Duralit üzerine çakıltaşı, kum ve bota ile yapılan “Cirit”, Tuval üzerine çakıl, kum ve boya ile yapılan Köroğlu barı, Kayakçılar, Cirit, Gelin Alayı, “Erzurum Tren İstasyonu”, “Erzurum Gar”, “Cirit”, “Erzurum Huma Kuşu”, “Cirit”, “Buğday Taşıyanlar”, “Cirit”, “Pasinler”, “Dağ Yolunda Köylüler”, “Kızak”, “Tren 1985”, “Tren 2007, “Bar 2010”. Kısaca, Erzurum ağırlıklı, cirit, bar, tren, kayak temalı tablolar. Bunlardan özelikle Köroğlu ve Huma Kuşu’ndan bahsetmek istiyoruz.

Köroğlu Barı, Erzurum halk oyunlarından biri olup kamayla oynanır. Son yıllarda bağımsız olarak pek sergilenmeyen, diğer bir oyuna ek olarak görebildiğimiz bir folklor ürünüdür. Bu nedenle unutulma sürecine giren bu barın hatırlanması için güzel bir yöntem olduğu görülüyor. Köroğlu, Bolulu diye tanınmıştır fakat Erzurum ve çevresinde anlatılan bir halk hikayesi/ destanıdır. Oltu taraflarında Köroğlu Kalesi ve Çamlıbel Köyü mevcuttur.

Huma kuşu, bu efsanevi kuş, bölgemiz ve komşularımızda değişik kültürlerde görülür, Phoenix, Simurg, Zümrüdüanka gibi değişik adlar verilse de anlatılanlar birbirine yakındır. Zümrüdüanka, , …  İran mitolojisinde ateş kuşu. Doğu mitolojilerinde geniş yer bulur. Simurg da denir. Türk mitolojisinde Huma kuşuna Tuğrul da denilebilir. Avesta’da da yer alır ve küllerinden yeniden doğduğu kabul edilir. O kadar uzun yaşar ki, Dünya’daki tüm bilgilere sahip olduğu söylenir.

Anlatılanlara göre; Huma kuşu çok yüksekten uçar. Eski, Türk inanışına göre konduğu yere mutluluk getirmektedir. Gölgesinin üzerine düştüğü kişi padişah olur. Bu efsane, huma kuşuna talih kuşu, devlet kuşu gibi anlamlar katmaktadır.

“Huma Kuşu Yükseklerden Seslenir
Yar Koynunda Bir Çift Suna Beslenir
Sen Ağlama Kirpiklerin Islanır
Ben Ağlim ki Belki Gönül Uslanır…”

Bölgemizde bu türkünün, Ilıcalı bir genç kadının askere gidip gelmeyen eşi için yakıldığı söylenmektedir.

Şunu ekleyelim; Fehim Beyin bazı eserleri Erzurum Büyükşehir Belediyesi, Yakutiye ve Aziziye belediye binalarında, İstanbul Erzurumlular Vakfında bulunmaktadır. Serginin açıldığı Palan Otelde de bir resim bulunduğunu duymuştuk. Geçtiğimiz aylarda Atatürk Üniversitesi rektörüne gerçekleştirdiği ziyaretinde Lale resmi vermişti ve sonradan rektör Ömer Çomaklı’nın bir “portre” resmini yapıp gönderdiğini de gazetelerden okumuştuk.

Manzara, folklorik unsurlar, devlet adamı portresi ve özellikle Erzurum temalı pek çok resimler yapan, eserleri resmi ve özel koleksiyonlarda seçkin yer tutan sanatçı Fehim İbrahimhakkıoğlu’nun daha nice güzel tablolar yapmasını, insanların ruh ve gönül dünyalarını aydınlatmaya devam etmesini temenni ediyoruz.

 
Etiketler: FEHİM, İBRAHİMHAKKIOĞLU, (ll),
Yorumlar
Haber Yazılımı