Yazı Detayı
10 Kasım 2021 - Çarşamba 14:54 Bu yazı 366 kez okundu
 
“Hayat”ımıza kim kastediyor?
D.Mehmet DOĞAN
dmdogan@gmail.com
 
 
Sahih türkçe yazıları:

            Hayat ölmekle bitmiş olsa bir şey anlaşılmazdı

Mehmed Âkif

 

 

Türkiye’nin bazı kadrolu dilcilerinin ezberlerinden biri de dilin hayatın değişmesiyle değiştiği şeklindedir. Dil değişen hayata uyum sağlamak için değişmek zorundadır! Türkiye’de olan da budur!

Hayatın değişmesi, hayat tarzının değişmesi elbette dilin değişmesinde rol oynar. Türkiye’de dil gerçekten hayatın değişmesine mi ayak uydurmaktadır? Bin yıllık kelimelerimiz o yüzden mi çöpe atılmakta, dilin tabiî kelimeleri yerine sentetik kelimeler konulmaktadır?

Hayat/hayatımız ne yönde değişiyor?

Teknoloji daha fazla hayatımıza giriyor. Yeni icatlar, ihtiralar yapılıyor. Sanat akımları, fikir cereyanları ortaya çıkıyor.

İşte hayatımızın gereceği: Geniş kitleleri ilgilendiren yeni teknolojiler, günlük hayatımıza karışan makinalar ve cihazlar… 

Biz doğduğumuzda Türkiye’de hepi topu 2.000 (iki bin) civarında traktör varmış. Eğer köylü isek, kırk küsur bin köy ahalisinden kahir ekseriyetinin traktör görmeden büyüdüğünden şüphe edilmez. Hayatımıza traktör kelimesi girmediği gibi, onunla ilgili kelimeler de girmez.

Gelelim yakına: 2020’de toplam traktör sayısını bir yana bırakalım, Türkiye’de 50.417 traktör imal edilmiş! Hadi işi daha umumileştirelim. Trafiğe kayıtlı toplam taşıt sayısı 2020 Ekim ayı sonu itibarıyla 23 milyon 965 bin 229 olmuş. 1950 yılında 32.564 olan motorlu kara nakil aracı sayısı 1960'ta 114.208'e yükselmiş. 1986’da 1 milyon 087 bin 234 olmuş.

Ne demeli? Baş döndürücü bir gelişme.

Son rakamlara göre, ülkemizde motorlu vasıta ile tanışmayan kimse yok; şöyle dense yanlış olmaz: Her ailenin arabası var! Kullananlar nüfusun mühim bir kısmını teşkil ediyor. Elbette dilimize bu cihazlarla ilgili kelimeler girdi. Direksiyondur, tampondur, egsozdur… Hayatımızı değiştiren teknoloji dilimizi de değiştirdi. Böylece bizde olmayan teknolojiyi transfer ettiğimiz batı dillerinden kelimeler dilimize geçti. Bunun yanında, bazı bize ait kelimeler de bu sahada kullanılır oldu. Araba, koltuk, tekerlek, silecek, cam, ayna…Ya “dikiz aynası”na ne buyrulur? İngilizcesi: Rear wiev miror, kelime be kelime tercümesi: Geri görüş aynası. Biz ne aslını kullanmışız, ne tercümesini; kendi ifademizi yansıtmışız. Hep önüne bakması gereken şoförün, bu aynaya bakışını pek de hoş karşılamamışız!

20. yüzyılın hayatımızı değiştiren icatlarından birisi bugün bilgisayar dediğimiz computer. Kompüter ilk olarak 1945 senesinde imal edilmiş. Türkiye’nin kompüterle tanışması için 1960 yılını beklemek gerekmiş. Karayolları Genel Müdürlüğü, yol inşaatı hesaplamalarını daha hızlı yapabilmek için kompüter kullanmaya başlamış. Computur’e önce kompüter demişiz. Sonra kim bulduysa “elektronik beyin” denildi. Ve nihayet “bilgisayar” yerleşti. Bu adlandırmayı Dil Kurumu mu yaptı? Hayır! 1969 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde çalışan elektronik mühendisi Aydın Köksal, ihale şartnamesine bu kelimeyi yazmış, yazış o yazış! Artık bilgisayara başka bir şey demememiz mümkün değil, meğerki büyük bir başkalaşım geçirmesin!

Bilgisayar hayatımıza öylesine girdi ki, bu alanla ilgili kelimeler de hücum etti. Bunların bir kısmı türkçeleşti, bir kısmı ingilizceden aktarıldı. Bu konuda düzenleyici bir otorite yok, Dil Kurumu’ndan beklenir ama onlarına bu hususta behresi yok!

İlk cep telefonu 1973’de icad edilmiş. Yaygınlaşması için 1990’ları beklemek gerekmiş. Türkiye’de ilk cep telefonu 1994’te kullanılmış. İngilizce “mobile phone”, “mobil fon” yine halk tarafından, “cep telefonu” olarak türkçeleştirilmiş. Eğer birebir çevrilse idi, seyyar telefon, gezici telefon veya taşınabilir telefon… denilebilirdi. Böyle bir seçim için kafamızdaki örnek “cep saati” olmalı. Sonra cep telefonlarının akıllısı çıktı. Ve artık günlük hayatımızda cep telefonu yoluyla bir hayli kelime girdi, yine aynı şekilde.

“Akıllı telefon”a “smart fon” demedik ama Dil Kurumu’nun akıl yerine canlandırmak istediği arkaik kelimemizi de kullanmadık. Yani “uslu telefon” demedik.

Hani telefonun akıllılığı tartışılır da uslu olmadığı kesin!

Hayatımıza kim kastediyor?

Teknoloji hayatımızı değiştirdi, değiştirmeye devam ediyor. Bu değişme dilimize de yansıyor. Peki bin yıllık köklü kelimelerimizin değişmesiyle bu değişmenin doğrudan bir münasebeti var mı? Biz “hayat”a traktör kullandığımız için mi “yaşam” demeye başladık? Yok otomobil kullandığımız için! Hayır bilgisayardan ötürü! O değilse cep telefonu buna sebep oldu!

Bu kelimenin Dil Kurumu sözlüğüne girişi, 1969’da. Kim uydurdu, meçhul. Hem hayata hem de ömre karşılık. Bir taşla iki kuş! Sözlüğü küçültelim, anlamı buharlaştıralım!

“Hayat”ın karşılığını arasak bu “dirim” olabilir. “Ölüm dirim” deyiminden hatırlayalım. Yahut da dirlik, dirilik. Çünkü “hay” canlı, diri demektir. Yûnus Emre’ye kulak vermek yeter:

Senünle birligüm senden ırılmaz

Hayat senünledür sensüz dirilmez

Andan ayru diriligüm dirlik degül durur benüm

Kadîm odur görür beni ben ölüyem görimezem

Ne cânum var ne diriyem bir dem sensüz olurısam

“Hayat”ımıza kim ve neden kastediyor?

Önce “yaşantı” deniliyor; çok hafif kalıyor. Şimdilerde hem hayatın yerine hem ömrün yerine “yaşam” tutturulmaya çalışılıyor.

Hadi Tanpınar’ın şu cümlesini arıdile çevirin: “Mümtaz, ömrünü ve hayatını ona hediye ettikçe, o tıpkı eski ve cömert Abbasi halifeleri gibi hepsini birden kabul ediyor, sonra yine ona iade ediyordu.”

Köklü bir kelimeyi dilden ihraç etmek, o dilin büyük şair ve yazarlarına yapılacak en büyük saygısızlıktır.

Yedi asır öteden Yûnus’un çığlığı:

Ben aşksuzın olımazam aşk olıcak ben ölmezem

Aşkdur hayatum hâsılı aşkdan gayrısın bilmezem

Beş asırlık Fuzulî’nin feryadı:

Vaslın mana (bana) hayat verür fürkatün memat

Sübhane hâlikî halek'al-mevti ve'l-hayat

(Kavuşman bana hayat verir, ayrılığın öldürür. Ölümü ve hayatı yaratan hâlikim her türlü noksandan münezzehtir.)

Yûnus Emre’den bu yana sayısız şairimiz, yazarımız, mütefekkirimiz… “Hayat”ı dillerinden düşürmedi. Eğer bu kelime unutturulursa, onların eserlerini anlama konusunda çocuklarımızın dil binasından bir tuğla daha düşecek. Hayat bir kelime, buna benzer nice kelimeler var. Koca Yûnus’un şiirinden bir kelimeyi söküyor, yerine başka bir kelime koyuyorsunuz. Aşkı bir yana bırakıyorum onu değiştirmek mümkün değil; hâsıl, gayrı ne olacak? İki satırda üç bilinmeyen kelime! Çocuğun okumaktan cayması için kâfi sebep!

Kelimelere düşmanlık ne uğruna yapılıyor? Öz türkçecilik aşkına mı? Öztürkçecilik yaparkan Anadolu’da türkçe edebiyatın büyük öncüsü Yûnus Emre’yi anlaşılmaz kılmak neyin nesi?

Hayat türkçe değilse, hangi kelime türkçedir?

Bir kimseye “hayatım” demek, söylenecek sözlerin en güzeliyle hitab etmektir. O hitabın sıcaklığını, samimiyetini, his yükünü, yerine konulmak istenen kelimede bulmak mümkün mü? Hadi deneyin!

Sözlükte hayat kelimesinin 13 anlamı var…Bu anlamları onun yerine geçmek üzere kullandığınız kelimeye olduğu gibi aktarmak mümkün mü? Bir anlam, iki anlam, bilemedin üç…

Bir de hayatla yapılmış deyimler, kalıplaşmış sözler var. Onları ne yapacağız.

Hadi çevirmeye başlayın bakalım:

Hayat adamı, hayat ağacı, hayat almak, hayat arkadaşı, hayat bilgisi, hayat bulmak, hayat felsefesi, hayat geçirmek, hayat hamlesi, hayat kadını, hayat mektebi (okulu), hayat memat, hayat mücadelesi, hayat pahalılığı, hayat sigortası, hayat sürmek, hayat tarzı, hayat vermek, hayata atılmak, hayata geçirmek, hayata gözlerini yummak (kapamak), hayata küsmek, hayatı kaymak, hayatım, hayatın baharı, hayatına girmek, hayatını borçlu olmak, hayatını yaşamak, hayatta, hayatta olmak…

Ölüm bütün canlılar için olduğu gibi insan için mukadder bir sondur, fakat iş ifade etmeye gelince, müşkilat var.

Ölmek diyoruz nedir bu tâbir,
Cânân mı ede bu hâli tefsir?... (Abdülhak Hâmid)

Tanınmış bir şahıs dünyasını değiştirmiştir, bu yakınları, sevenleri için üzüntü konusudur. O üzüntüye duyulan saygıdan ötürü “öldü” diyerek doğrudan söylememek için farklı ifade şekilleri aranır. Dilin bir de psikolojisi vardır. Odun her zaman odun değildir, bazen kereste olur, bazen tahta olur, bazen da ahşap!

Ölülerimize “vefat etti” deriz. Vefat, “vefa” ile aynı kökten, böylece yumuşak bir ifade yoluna başvuruluyor. “Vazifesini yaptı, sözünü tuttu” gibi bir şey. Ölüm bütün canlılar için kullanıldığı halde, vefat yalnız insanlar için kullanılır.

Daha zarif ifadeler de var: “Hayata gözlerini yumdu (kapadı)”, “Hayata veda etti”, “Emaneti teslim etti”, “irtihal etti”, “rıhlet etti” (göçtü) gibi.

Yüceltici cümleler de kurulur: “Hakka yürüdü”, “hakkın rahmetine kavuştu”, “uçmağa vardı”…

Gazetelerimizden biri “filan yaşamını kaybetti” başlığını atmış, diğeri “yaşamını yitirdi” diyor. “Hayatını kaybetti” diyen de var. Sonra anlaşılıyor ki, haberi ilk yayan ajans “hayatını kaybetti” diye servis etmiş.

Dil neden ayrışma konusu oluyor? Üzüntümüz bile neden farklılaşıyor? En önemlisi: Neden sürekli olarak kendi dilimizi tercüme ediyoruz?

Memlekette bir kelime ayıklama merkezi var, devamlı olarak hayatı “yaşam” yapıyor!

Bir hayat sona eriyor, bir ömür bitiyor ve onunla ilgili cümle kurmakta bile birleşemiyoruz. Ölenin neyi kaybettiği ayrı bahis. Aslında vefat edeni kaybedenler geride kalanlardır. Eskiden “elim zıya”, şimdilerde “acı kaybımız” ilanları bu mealdedir.

Bu vesile ile biz de “hayat” kelimesini kaybediyoruz!

Basınımızdaki gizli tercüme merkezinin marifeti çok. Sürekli kelimeleri, cümleleri, hatta isimleri… değiştiriyor. Askerin elindeki âletin resmî adı “millî piyade tüfeği”; bakıyorsunuz, “ulusal piyade tüfeği” yapılmış. “Azerbaycan Millî Ordusu”, hemen “ulusal ordu”ya tahvil ediliyor. Bir zamanlar Suriye Milli Ordusu vardı, o da sürekli “ulusal ordu” yapılırdı.

Bu “gizli” merkezin devamlı yaptığı değiştirmelerden biri de “tedbir”i “önlem”e çevirmek.

Tedbir “önlem” de “tedbirli” ne, “tedbirsiz” ne, “tedbirsizlik” ne?

Böylece türkçeye hizmet edilmiş mi oluyor?

Necip Fâzıl’ın deyimiyle, “Bir hayata çattık ki hayata kurmuş pusu!”

Bu sakilliğe, bu nobranlığa, nâdanlığa Nureddin Topçu gibi isyan etmemeli miyiz?

“Bizim hareketimiz, mesuliyet hareketidir; dâvamız hayata uymak değil, hayatımızı hakka uydurmaktır. Bizi Allah’a doğru götürecek olan irademizin iktidarı, isyan hâlinde ifadesini bulucudur: Hayatımızın içinde hayat yokluğuna, ruhumuzda aşkın yokluğuna, vicdanlarımızda mesuliyetin yokluğuna isyan…”

 

 
Etiketler: “Hayat”ımıza, kim, kastediyor?,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
05 Kasım 2021
“Hazar Baba, yıldırımlar çakanda!”
270 Okunma.
04 Kasım 2021
Elaziz’de üç güneşli gün-3 Şehirde öncü bir vakıf!
242 Okunma.
04 Kasım 2021
Elaziz’de üç güneşli gün-2 Güne düştüm, güne düştüm!
221 Okunma.
02 Kasım 2021
Elaziz’de üç güneşli gün-1 Harput'un Yokuşuna-Fırat’ın Akışına…
237 Okunma.
06 Eylül 2021
Fuat Köprülü’nün, yahut da ilmin 1930’lardeki trajedisi neden yazılmaz?
438 Okunma.
04 Ağustos 2021
Yazı, Yazarlık, Modern Zamanlarda Yazar
394 Okunma.
03 Ağustos 2021
Tesettür, örtünme, başörtüsü…
322 Okunma.
14 Kasım 2020
Bir kitapla karşılaşmak
1683 Okunma.
03 Kasım 2020
Türkçe şiirle kurtulacak!
743 Okunma.
26 Ekim 2020
Büyük putun cilâsı dökülüyor!
631 Okunma.
20 Ekim 2020
Azerbaycan neden yalnız?
725 Okunma.
01 Ekim 2020
“Türkler müslüman değildir” diyen kâfirlerin buyruğuna girmiştir!
572 Okunma.
29 Eylül 2020
Yunanistan, Ermenistan ve İsrail üçgeni
597 Okunma.
31 Ağustos 2020
“Bülbül”ün öztürkçesi ne?
732 Okunma.
11 Ağustos 2020
İstanbul yüzleşmesi!
788 Okunma.
02 Ağustos 2020
Yunanistan’daki papaz, Ayasofya ile papaz olanlara tarih öğretiyor!
830 Okunma.
20 Temmuz 2020
Ayasofya ve Halife Ömer
757 Okunma.
13 Temmuz 2020
Ayasofya ve müslüman vakarı
762 Okunma.
23 Haziran 2020
Dil toprağını kaybediyoruz!
882 Okunma.
20 Haziran 2020
Osmanlı Devleti’ni kim kurdu?
693 Okunma.
13 Haziran 2020
Ayasofya: Bir hükümranlık sınaması!
694 Okunma.
04 Haziran 2020
Yeni tanrımız: Hijyen!
835 Okunma.
16 Mayıs 2020
Türkçeyi gürültüye getirme bayramları!
949 Okunma.
21 Nisan 2020
Köyleri Ayarlama Enstitüsü!
1088 Okunma.
06 Nisan 2020
Diyanet’ten tarafsızlık talep edenlere bakın!
861 Okunma.
30 Mart 2020
İzolasyona hayır!
1005 Okunma.
26 Mart 2020
Türkçe Yûnus diye göründü!
1207 Okunma.
25 Mart 2020
“Önlem”i alalım mı, satalım mı?
925 Okunma.
21 Mart 2020
Generalin Ölümü
826 Okunma.
05 Mart 2020
Bu yeni komşu “yabancımız” değil!
884 Okunma.
04 Mart 2020
Boş tepe...
1407 Okunma.
02 Mart 2020
İşimiz gücümüz yok mu?
879 Okunma.
20 Şubat 2020
‘Gezi’yi hatırlamak
928 Okunma.
07 Şubat 2020
Âtıf Hoca’yı unutmamak…
955 Okunma.
21 Ocak 2020
Ecevitlerin sonuncusu…
859 Okunma.
13 Ocak 2020
Kültürde asıl mesele, medeniyet ufkunu kaybetmemek
908 Okunma.
08 Ocak 2020
Erzurum bahsi açılınca…
901 Okunma.
07 Ocak 2020
İlân edilmemiş savaşın ilânına doğru mu?
900 Okunma.
06 Ocak 2020
İran ne yapar?
935 Okunma.
04 Ocak 2020
Aziziye sırf Erzurum hanımlarının bir kalkışması mıydı?
912 Okunma.
28 Aralık 2019
Erzurum’da iki sıcak gün
955 Okunma.
24 Aralık 2019
‘Beşlik simit’ten bugüne
902 Okunma.
11 Aralık 2019
Kendini ödüllendirmenin Nobel’i!
1069 Okunma.
09 Aralık 2019
Ey efendi Paris’e git!
939 Okunma.
06 Aralık 2019
Antep’te acıkmak...
849 Okunma.
02 Aralık 2019
Türkçenin durumu üzerine aykırı sözler!
864 Okunma.
27 Kasım 2019
Kapanan tekkeler-Kapanmayan tekkeler
1232 Okunma.
07 Kasım 2019
Bakanlık olmasa, milli eğitim yoluna girer mi?
914 Okunma.
19 Ekim 2019
Barış çığırtkanlığı!
953 Okunma.
24 Eylül 2019
ABD ile savaşta yeni safhaya doğru?
1190 Okunma.
11 Eylül 2019
Güvenli bölge yahut Türkiye’nin ABD-İsrail sınırı
1112 Okunma.
09 Eylül 2019
Kârisine Kitap Sualleri
1033 Okunma.
04 Eylül 2019
Atatürkçülük ideoloji mi, kült mü?
952 Okunma.
02 Eylül 2019
Hutbede kimden bahsedelim?
995 Okunma.
27 Ağustos 2019
Kayyımın kayyumu!
919 Okunma.
22 Ağustos 2019
Tuna, Tuna yeşil Tuna! Attın beni tundan tuna!
1095 Okunma.
02 Ağustos 2019
Yolunuz çimerlikten geçti mi?
1133 Okunma.
23 Temmuz 2019
“Kıbrıs meselesi” mi dediniz?
988 Okunma.
03 Temmuz 2019
Muhasebeyi zamanında yapmak
913 Okunma.
26 Haziran 2019
Ben dememiştim!
1409 Okunma.
22 Mayıs 2019
Anadolu’dan önce Kudüs…
1049 Okunma.
20 Mayıs 2019
Mescid-i Aksa’yı gördüm…
944 Okunma.
13 Mayıs 2019
Seçimden daha mühim şeyler
1011 Okunma.
11 Mayıs 2019
Ramazanın eskisi yenisi
1100 Okunma.
07 Mayıs 2019
Zor bir yazı
1109 Okunma.
06 Mayıs 2019
Edebiyatın sayısalı!
879 Okunma.
27 Nisan 2019
“Batı medeniyeti” tasavvurumuzun çöküşü
1045 Okunma.
22 Nisan 2019
Sonuç ve tepkiler
1031 Okunma.
15 Nisan 2019
İstanbul nasıl kurtulur?
1318 Okunma.
11 Nisan 2019
İsimler müşterek değil mi yoksa?
1029 Okunma.
07 Nisan 2019
Oltu İslâm Şûrası: Aradan geçti yüz sene…
1522 Okunma.
04 Nisan 2019
Ankara’nın 2019 Seçim hatırası!
1215 Okunma.
29 Mart 2019
Baharın kıyısında Erzurum
1221 Okunma.
29 Mart 2019
Seçmen neyi seçer?
1342 Okunma.
27 Mart 2019
Muhsin Yazıcıoğlu’nu siyaseten hatırlamak...
1262 Okunma.
25 Mart 2019
“İnkılâp tarihi”nin hüzünlü başlangıcı…
984 Okunma.
20 Mart 2019
Neyin tiryakisi olduk?
1351 Okunma.
12 Mart 2019
İstiklâl Marşı’nı değiştirmek!
1259 Okunma.
05 Mart 2019
‘Kombin’in ‘konsolidasyon’u!
1181 Okunma.
28 Şubat 2019
Başkanları kibir mahvedecek!
1181 Okunma.
12 Şubat 2019
Alanya bu mevsimde iyi gelir!
1495 Okunma.
05 Şubat 2019
ŞEHRİ YÖNETMEK!
1466 Okunma.
04 Şubat 2019
Türkçe “manifesto”su!
1241 Okunma.
29 Ocak 2019
Ankara’nın zor seçimi
1346 Okunma.
23 Ocak 2019
Atatürkçülük bitti, fakat ticareti zirvede!
1367 Okunma.
22 Ocak 2019
Uygarlar ve Uygurlar!
1415 Okunma.
15 Ocak 2019
Yüzüncü yılda ideolojik ‘gerçek’lere teslim olmamak
1454 Okunma.
10 Ocak 2019
Doğu Türkistan güllük gülistanlık!
1396 Okunma.
07 Ocak 2019
RTÜK beni icraya verecek!
1478 Okunma.
31 Aralık 2018
Suud’un dünya kültürel mirası!
1344 Okunma.
27 Aralık 2018
Kahraman ırkıma yok izmihlâl!
1414 Okunma.
25 Aralık 2018
Âkif, Abdülhamid ve İttihatçılar
1474 Okunma.
21 Aralık 2018
100 Temel’e sevinsek mi, üzülsek mi?
1393 Okunma.
16 Aralık 2018
Destur, Dedem Korkud!
1614 Okunma.
06 Aralık 2018
Medeniyet diline şapka çıkarmak!
1386 Okunma.
04 Aralık 2018
Kadının adı çok!
1546 Okunma.
27 Kasım 2018
Şehirlerin kimyası ne zaman bozuldu?
1517 Okunma.
26 Kasım 2018
Heykel kırmak yahut öpmek!
1401 Okunma.
23 Kasım 2018
İstersen bin var hacca...
1368 Okunma.
19 Kasım 2018
Yâremi bildim yârimden imiş!
1326 Okunma.
14 Kasım 2018
Yatay talimatlar, dikey uygulamalar!
1531 Okunma.
04 Ekim 2018
Vatandaş Türkçe bilmek zorunda değil!
2439 Okunma.
02 Ekim 2018
İttihad-ı İslâmdan islâmcılığa
1461 Okunma.
25 Eylül 2018
‘Teknofest’ten sonra ‘linguafest’!
1524 Okunma.
25 Eylül 2018
Yorgunum dostlar!
1478 Okunma.
13 Eylül 2018
Gençken yazmak, yazarak genç kalmak
1819 Okunma.
10 Eylül 2018
Makam aracı mı, araç makamı mı?
1648 Okunma.
05 Eylül 2018
Dön baba dönelim!
1578 Okunma.
15 Ağustos 2018
Savaş ABD ile!
2312 Okunma.
11 Ağustos 2018
ABD ile Savaş kapıda mı?
1809 Okunma.
03 Ağustos 2018
41 bin 281 sıfır!
1786 Okunma.
15 Temmuz 2018
Darbeye karşı “Türk refleksi”!
2324 Okunma.
04 Temmuz 2018
CHP Seçmeni: İttihatçılık ruhunda var!
1929 Okunma.
29 Haziran 2018
Askerliğin bedeli...
1808 Okunma.
25 Haziran 2018
Veyl galiplere!
1924 Okunma.
18 Haziran 2018
Suud ülkesinde ABD buyruğu dinî hükümlerin üstünde mi?
1650 Okunma.
12 Haziran 2018
“Erzurum’un, Erzurumlunun kadirşinaslığına, vefasına minnetarım”
2014 Okunma.
07 Haziran 2018
Âdil bir seçim olmayacak...
1880 Okunma.
05 Haziran 2018
Kudüs’ü konuşmak...
1838 Okunma.
31 Mayıs 2018
Seçimlerle ilgili otoritemiz var, dille ilgili yok!
1714 Okunma.
29 Mayıs 2018
Fethin yıldönümü dolayısıyla: Fetih cephesi, işgal cephesi!
1753 Okunma.
26 Mayıs 2018
Bizim aklımız ermez ekonomiye, faize!
1707 Okunma.
24 Mayıs 2018
“Millet Bahçesi” mümkün mü?
2421 Okunma.
15 Mayıs 2018
Kudüs konusunda gerçek düşman kim?
1882 Okunma.
12 Mayıs 2018
Nehir türküler!
2020 Okunma.
21 Nisan 2018
Amerika Türkiye sınırını nasıl koruyacak?
2307 Okunma.
02 Nisan 2018
Dinlediğimiz her türkü mankurtlaşmaya isyanımızdır!
2069 Okunma.
27 Mart 2018
Cengiz Aytmatov'un dünya literatürüne armağan ettiği kavram: Mankurtlaşma
2247 Okunma.
20 Mart 2018
Güzel adamdı Hasan Celâl Güzel!
2136 Okunma.
16 Mart 2018
İstiklâl Marşı’nı bestesinden kurtarmak
2525 Okunma.
05 Mart 2018
Afrin’de verilen “tam bağımsızlık” savaşı!
2600 Okunma.
26 Şubat 2018
GayriMüslim Türkiye’ye getirilmeli mi?
2044 Okunma.
19 Şubat 2018
Kemal Tahir, Nureddin Topçu ve Osman Turan’ı okudu mu?
2077 Okunma.
17 Şubat 2018
ABD boksuna karşı Osmanlı tokadı!
1716 Okunma.
12 Şubat 2018
Bunlar “hamakat benim karakterimdir” demek istiyorlar!
2016 Okunma.
09 Şubat 2018
Mütecaviz Amerika!
1999 Okunma.
05 Şubat 2018
Anıtkabir’e neden gitmem?
1949 Okunma.
03 Şubat 2018
Suriye’de Kuva-yı Milliye!
1893 Okunma.
27 Ocak 2018
Kadınlık ihtirasları anneliğe ve aileye mi, kariyere mi yönelecek?
1902 Okunma.
26 Ocak 2018
Gazilik meselesi
2039 Okunma.
23 Ocak 2018
Kadınları “adam” yerine koymamak!
1850 Okunma.
17 Ocak 2018
MHP Atsızcı mı?
2079 Okunma.
11 Ocak 2018
Milliyetin mayası ne?
1898 Okunma.
01 Ocak 2018
“Türkçenin şölenleri”nin çeyrek asrı...
2048 Okunma.
28 Aralık 2017
Terör baronundan yazar icad etmek!
1797 Okunma.
14 Aralık 2017
Doğu Kudüs/Batı Mekke!
2064 Okunma.
12 Aralık 2017
Köroğlu’nun Bolu’su!
1910 Okunma.
08 Aralık 2017
Gafil müslümanlara son çağrı: Umre gezilerinizi iptal edin!
2639 Okunma.
30 Kasım 2017
"Görüntü bombardımanı altında yaşamaya ve düşünmeye çalışıyoruz."
2061 Okunma.
22 Kasım 2017
NATO: Özür dileriz, ama gerçek düşmanımız sizsiniz!
2163 Okunma.
20 Kasım 2017
Araplar kendi haline bırakılsa, ortadoğuda bu dandik devletlerin hiç biri kalmaz!
1967 Okunma.
16 Kasım 2017
Neo-atatürkçülük veya işte meydan-ı cehalet!
2070 Okunma.
13 Kasım 2017
Sözlükle, kelimelerle hür ufuklara yürüyüş
2065 Okunma.
10 Kasım 2017
Atatürkçülük diriltilebilir mi?
2059 Okunma.
07 Kasım 2017
“Kur’an mucizeleri müzesi”
2200 Okunma.
03 Kasım 2017
Dil Kurumu’nu işe yaratmak!
2055 Okunma.
31 Ekim 2017
“Ankara köydü” masalını Melih Gökçek’ten dinlemek!
2068 Okunma.
30 Ekim 2017
Gecikmiş Bir İstifa
2454 Okunma.
10 Ekim 2017
Sivasla tanışıklığımızın 40. yılında
2236 Okunma.
05 Ekim 2017
Hacıyatmaz ve kaselisler
2185 Okunma.
29 Eylül 2017
Avara kasnak bir kurum: TDK!
2197 Okunma.
21 Eylül 2017
D. Mehmet Doğan: “Kâbe imamı”nın arkasında namaz kılmak caiz mi?
2152 Okunma.
Haber Yazılımı