Yazı Detayı
29 Haziran 2019 - Cumartesi 14:00 Bu yazı 318 kez okundu
 
İsmail Bingöl ve Sanatı (2)
Ömer Özden
omerozden25@hotmail.com
 
 

Şairliği

 

Gençlik günlerinden bu yana şiire ilgi duyan, önceleri yerli-yabancı büyük ve tanınmış şairlerin şiirlerini okuyan, ilerleyen zamanlarda kendi şiirini de oluşturmaya başlayan, bu alanda kendine has bir ses yakalamayı başaran, nihayet iki şiir kitabı yayımlayan, üçüncüsünü de yayıma hazır hale getirmiş olan bir mısra sevdalısı, bir kelime avcısıdır İsmail Bingöl. Bu çabanın neticesinde şu ana kadar iki şiir kitabı yayımlamıştır ve adları şöyledir: “Ay Düşleri” ve “Sırrını Söyleyen Rüzgâr”.

Bingöl’ün, nev’i şahsına münhasır bir şiir anlayışına sahip olduğunu düşünüyorum. Şiire başlarken heceyi ön plana alarak şiirlerini oluşturduğunu bildiğimiz şair, daha sonra çoğunlukla serbest şiir diyebileceğimiz tarza yöneliyor ki, bu durumu ikinci şiir kitabında daha netlikle görüyoruz. Ancak bu döneminde yazdığı şiirlerde de zaman zaman kafiye uyumunu gözettiği dikkatlerden kaçmıyor. Şiirlerinde duygunun öne çıktığı gözlemlenen Bingöl, düşünceyi de ihmal etmemeye gayret ediyor. Mısralarında herkesin anlayabileceği kavramlar kullandığı gözlemlenmesine rağmen, yer yer  terkiplere de yer veriyor. Şiirlerinde konu olarak denemelerinde olduğu gibi şehir yine öne çıkıyor. Ancak şiirin ortaya çıkışının ana nedeni olan aşk onun şiirlerinde daha da hissedilen bir tema olarak dikkat çekiyor.

İsmail Bingöl, “Ay Düşleri” adını verdiği şiir kitabının ön kısmında bir poetika oluşturmaya çalışmış, fakat tamamlayamamış. Ama en azından şiir hakkında söylemek istediklerine, bu konudaki görüşlerine bir giriş yapmış. İşte “poetikaya giriş” mahiyetindeki bu bölümde şiirle ilgili cümlelerinin bir bölümünde şunları söylemekte:

Şair; içini şiirlere döken, şiirden aldıklarıyla içteki kozasını ören… Ördükçe örmek isteyen… Ve bir çemberin etrafında dönüldüğü gibi; ‘bir mısra yakalamak uğruna’ kelimelerin, seslerin ve de duyguların etrafında dönüp dönüp duran… Kavgalara, zıtlıklara, çekişmelere, kirliliklere; şiirin yardımıyla kayıt düşen… Hürriyetini, rahatını, düşünmemenin kaygısızlığını mısralar için terk eden belki de…” Yine İsmail Bingöl’e göre “şair; ayrılığı, aşkı, sevdayı, dostluğu, ölümü, doğruyu, yanlışı, geleni, gideni, seveni, sevmeyeni ve daha birçok temayı mısralarla kendince işleyen ve sorgulayan…”dır.

Bir şairi tanımanın yolu nasıldır? Bingöl’e göre “Asıl anlamıyla şair, zaten htikleriyle, duyuşlarıyla, düşünceleriyle ve daha pek çok yönüyle, yazdıklarında gizlidir.”  “Ay Düşleri” kitabının şairini tanımanın yolu da, kitabını okumaktan geçiyor. Ama yine de ben, onun şiir yolculuğundan kısaca söz etmeden geçemeyeceğim.

Kadim dostum Bingöl, lisenin daha ilk sınıfından itibaren şiirle dost olmuştu. Güzel şiir okur, şiir yazma denemeleri yapardı. Bizlerde de benzer çabalar olmuştu, ama biz çabuk pes ettik. Çünkü şiir yazmak isteyen ya da şiir yazan herkes şair olamaz. Her şeyden önce şair tabiatlı olmak gerekir. İşte İsmail Bingöl, şiire istidadı olan ve hatta şair tabiatlı doğanlardan biridir. O, şiirlerini oluştururken ‘bir mısra yakalamak uğruna’ rahatını hiçe sayıp, sancılar çekenlerdendir. Bu sancılarını, kitabının “Şiire ve Şaire Dair Birkaç Söz” başlığı altında “karın lapa lapa yağdığı gece yarılarında ya da yağmurlu bir günde; sokakları, caddeleri arşınlarken; aklında, fikrinde şiir olan… İç burkuntuları büyüdükçe, şiiri de büyüyen… Gördüklerinin, bildiklerinin, yaşadıklarının ışığında şiirin dünyasını kavramaya çalışan…” ifadeleriyle anlatan İsmail Bingöl kardeşim, çokça şiir sancıları çekmiş ama bu sancılar, birçok şiirin doğmasına sebep olmuş ve bu gün zevkle okuduğumuz iki güzel şiir kitabı ortaya çıkmıştır.

Şair, ilk kitabının adını “Ay Düşleri” olarak belirlemiş. Aktardığım ifadelerinden de anlaşılacağı üzere, bir gece vaktinde düşler dünyasında gezinti yaptığı bir zamanda yazdığı şiirinin adını vermiş kitabına. Herkes karanlık bir gece vaktinde ortalığı aydınlatan o parlaklığa bakıp geçer. Çoğumuz, Ay olmasaydı yolumuzu nasıl görürdük diye düşünürken aynı Ay, onu düşlere daldırmış ve bu izlenim, onda şairce algılar meydana getirmiş, onun duygularını hareketlendirerek bu şiiri doğurmuş.

Belki de herkes için fazla bir anlam taşımayan, ama şairin düşünce ve duygu dünyasını kavrayan, bazı yönlerden onu sıkıntıya sokan, üzen, hüzünlendiren ortamlarda doğan bu şiirlerin her birinin mutlaka kendine özgü bir öyküsü vardır. Bunları bilemeyiz, ama ortaya çıkan şiirler, onun halet-i ruhiyesini az çok ifade ediyor. Hepsine ciddi emek verdiği anlaşılıyor. Okuyunca göreceksiniz ki “Ay Düşleri”(s. 78-79) ve “Bir Adam Vardı”(s. 35-38) şiirleri, şairin şiirini oluştururken neler çektiğini, ne tür iç sıkıntıları yaşadığını, duygularını kelimelere dökerken geçirdiği ruh hallerini anlatır gibidir.

Kitaba alınan şiirlerde, hangi şiirin, hangi tarihte yazıldığı belirtilmemiş. Bu bir eksiklik değil, bu kitaba kaç yıldır emek verdiği ve yılların izi belli olmasın diye belki de şair bunu bilerek yapmış. Bu tarih belli etmeyiş, belki şiiri yazmaya başladığı tarihle bittiği tarih arasında uzun bir zaman olduğu içindir. Belki de bir tek şiir için aylarca, belki yıllarca sancı çektiği bilinmesin diyedir. Büyük şair Yahya Kemal de bazı şiirlerini uzun yıllar içinde yazmamış mıydı? Şiir bu, ne zaman içe doğacağı, insanı ne zaman vuracağı bilinmez. Bazen erken doğuverir, bazen de tam şeklini bulmak için yıllarca sancı çektirir.

Kitapta en kutsal varlığımız analarımıza yazılmış şiirler, inandığımız değerleri anlatan şiirler, şairlerin ilham kaynağı aşka dair şiirler, şehir ve özellikle de Erzurum üstüne yazılmış şiirler ve daha nice temalar üzerine mısralar var. Birkaç örnek vermek istiyorum:

Anama” (s. 18-19) adını verdiği şiirinde analığın kutsallığını;

                “Hangi oğul bilir / Anasının hikâyesini

                  Hangi dil anlatabilir / Anaların çilesini

                  Kim bilir hangi çizgi /Hangi hüznün eseri” dizeleriyle başlamış ve devam etmiş anaları anlatmaya.

Aşk, şairlerin en büyük esin kaynağıdır. Aşk, yaşama gücüdür. Nitekim İsmail Bingöl de “Aşk / İşte O Büyük Kuvvet” (s. 85) adlı şiirinde; “Aşk / İşte o büyük kuvvet / Yeniden ve daha bir dirilikle dönmelidir / Yeryüzüne” mısralarında aşkı bir güç olarak betimlemiş.

Sevgili dostum İsmail Bingöl, doğup büyüdüğü, yaşadığı şehir olan Erzurum’u bir an bile unutmamış şiirlerinde. “Yaşadığım Şehir İçin…” adını taşıyan bölümdeki “Erzurum” (s. 144) adlı şiire;

                “Karlar ülkesinin çocuğuyum

                Beyazın nam saldığı

                Çilenin buram buram tüttüğü

                Bir diyardır benim yaşadığım

 

                İçli sevdalarla yüklü

                Yüreği türkülere vurgun

                Sabırlı insanlar yurdudur

                Erzurum” dizeleriyle başlamış ve bu nefis şiirini, eskilerin ‘mısra-i berceste’ dediği, 

               

  BU ŞEHİR, SESİDİR BAŞTANBAŞA BİR MİLLETİN

                  BU ŞEHİR, BEKÇİSİDİR YÜZYILLARDIR HÜRRİYETİN

 

                Belki hiçbir zaman

                Kadri bilinmeyecektir Erzurum’un

 

                Ama vatan uğrunda terk-i can etmek

                Hep muradı olacaktır Erzurumlu’nun” mısralarıyla bitirmiş.

 

                “Sırrını Söyleyen Rüzgâr” adlı ikinci şiir kitabında ise, tema olarak çoğunlukla benzer  konulara yer verilmiştir. İlk kitabında annesine şiir yazan Bingöl, ikinci kitabında babasını da şiirine konu edinerek, “Babamın Kibrit Sevdası” şiirinde, babasının sigarasını yaktığı kibriti elinde tam anlamıyla kül olana kadar nasıl özenle tuttuğunu anlatarak onu yâd etmektedir. Öfkeli bir anında oğluna kızan bir babanın oğlundan nasıl özür dilediğini görmek istiyorsanız “Bir İncitişe Söylenen” başlıklı şiirini, kızına beslediği sevgiyi gösteren “Kızım” şiirini, öğretmeni Mehmet Bayram için yazdığı, sevgi ve saygı ihtiva eden duygu yüklü “Öğretmenim” şiirini, milli duyguların şahlanışını sembolleştiren ve dalga dalga ülkenin her tarafına yayılan sesin dayandığı hakikati öğrenmek için “Bu Ses Çanakkale’den”i, memleketimizin birbirinden sıkıntılı günlerin içinden geçip gittiği yetmişli yılları anlayabilmek için “Onlar ki”yi, aşkın nasıl bir duygu olduğunu anlamak için “Zülfünün Bir Telini Görmek İçin”i, “Sevda Masalı”nı ve “Aşk Bizden Uzağa Düşer”i ve kısacası kitabın bütününü okumak gerekmektedir.

Bazı deneme ve şiirlerinden kısa alıntılarla İsmail Bingöl’ü tanıtmaya çalıştımsa da, anlatması uzun sürer. En iyisi kitaplarını okuyarak tanımak ve anlamak. Kitaplarında lezzetli deneme ve şiir aramaya gerek yok. Zira hepsi birbirinden nefis ve birbirinden lezzetli…

Duygularına yön veren sezgilerinin kesiştiği gönlüne ve bu duyguları somutlaştıran kalemine ve emeğine sağlık değerli dost…

 

 

 

 

 
Etiketler: İsmail, Bingöl, ve, Sanatı, (2),
Yorumlar
Haber Yazılımı