Yazı Detayı
16 Ekim 2019 - Çarşamba 12:05 Bu yazı 253 kez okundu
 
Yazmak
Ömer KOZ
omerkoz99@gmail.com
 
 

Okuyanlar için birkaç dakikada bitecek olan bir sayfa, yazarın zihninde şekillenip parmaklarının ucuna bir ilahi nur ile inerken yazar için saatlerce, günlerce ve hatta aylarca zahmet çekmek demektir.

   Toprağa ekilen bir mahsul, evlerde yenildiğinde birkaç dakika zaman ayırmak iken onu üreten usta eller tarafından aylarca çekilen zahmet demektir.

    Kolay mıdır bir yazıya, bir tohuma şekil verebilmek?

   “Ben yazıya yazarım, sen toprağa yazarsın; ben kalemle, sen sabanla… Benimki kara kalem, seninki kara saban… İkisi de kara.” diyen Arif Nihat Asya’yı hatırladım yazarken.

    Evet, kolay değildir ne bir yazıya ne de bir tohuma şekil verip onu büyütmek…

    Büyük şairimiz de bizim gibi düşünüp şöyle devam ediyor:

   “Sen tohum atarsın, ben de tohum atarım. Sen bir iki mevsim sonra biçersin, ben mevsimler beklerim. Ne sen her zaman dilediğini ekebilirsin ne de ben her zaman dilediğimi yazabilirim.”

    Yazarken mevsimleri bekleyenler olmuştur, olacaktır. Öyle şairler vardır ki şiirindeki bir kelime için aylarca beklemiştir.

Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;

Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.

Ve serin serviler altında kalan kabrinde,

Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.

     İşte size diğer bir büyük şairin şiiri olan Rindlerin Ölümü. Bir kelime için sekiz sene beklemek size de büyük bir sabır işi olarak gelmiyor mu? Yoksa bir çılgınlık mı?

     Şair burada “serin” kelimesini şiire uydurmak için uzun seneler sabır göstermiş ve beklemiştir. Şiiri okurken bir çırpıda bitirilen bu dizeler ve o dizelerdeki bir kelime için uzun bir bekleyiş… Aradan geçen yıllar…

     Ya bu söz hatırlanmasaydı ya da bir el gelip yazılan her şeyi yok etseydi!

     “Bir kurak, bir sel senin emeğini yok edebilir; bir el benim eserimi yırtabilir, kâğıtlarımı buruşturup ağzımı tıkayabilir.” diyerek devamını getiriyordu Arif Nihat Asya.

       Ve sözleriyle Yahya Kemal’e ve onun gibi sabırlı kalemlere destek veriyordu.

     Yazmak büyük bir iştir; söz yazmak, şiir yazmak, yazı yazmak. Ve uzun bir çiledir aslında. Hele bir de sözlerden yanlış anlam çıkarmaya meyilli okur varsa bu daha uzun bir çileye dönüşebilir.

Derviş Yunus bu sözü

Eğri büğrü söyleme

Seni sigaya çeker

Bir Molla Kasım gelir

 

dörtlüğü geldi aklıma ve Molla Kasımların her zaman olabileceğini düşündüm.

 

    Ve dönüp yeniden bayrak şairimize sordum, şöyle cevap verdi:

 

(Toprağı eken kişileri kast ederek)

Sen olmasan ben açlıktan ölürüm, ben olmasam kafalar açlıktan ölür.

Sana dair çok şey söylenir, bana dair de öyle…

 

    Yazmak, tohumdan bir şeyler üretmek ile ilgili zihnimi kurcalarken şu büyük üstadımız Necip Fazıl’ın şu sözleri aslında bize yeni bir ufuk açıyor:

 

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!

Hedefe varmayan mızrak utansın!

 

Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!

Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

 

(…)

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Etiketler: Yazmak,
Yorumlar
Haber Yazılımı