M. Hanefi İspirli'nin kaleminden...

İsterseniz ahlaki iç mimariyi örme çabasına da girebilirsiniz.

Kültür Yayın: 06 Ağustos 2026 - Perşembe - Güncelleme: 06.08.2026 16:30:00
Editör - erzurummedya
Okuma Süresi: 6 dk.
367 okunma
Google News

Hakan  Hadi Kadıoğlu’nun “BEN’e Mektuplar”ı  arasında gezinti

 

“İnsan bazen yürürken durur; bazen dururken en uzak yolu kat eder.”

Bunlarla başlıyor kitap, ya da hitap… Her cümle bir yapıtaşı gibi… İnsanın, senin, benim, onun içerisinde sıkışmış; açıklaması olmayan dünyalara ışık tutuyor. Kim tutuyor bu ışığı? “Ben”, hangi ben? İşte yazarın ve hepimizin “Ben”i.

O yüzden; “İnsan söylediğiyle değil, durduğu yerde anlaşılır.”

Zamandan, eşyaya; insanın hâllerine birer reçete gibi cümlelerle, nesrin imgesi ile hatta metaforlarla dalıyor Kadıoğlu. Şiirinde yakaladığı ötekini, tanıttığı, dağladığı, çağın seslenmeleri ile seslendiği ötekini aşikâr ediyor. “İnsan her zaman akamadığını geç anladım.” ya da “Bazen durmak, ilerlemenin tek yoludur.” Cevap verebilirsiniz de… İç sesiniz bu vurguları ve yargıları cevaplandırabiliyorsa kitap da yazarı da ortada…

Devam edelim mi kopmadan, koparılmadan. Bildiklerinizi bile yeniden gözden geçireceksiniz kitabı okurken. Ya da bildiğinizi zannettiklerinizi yeniden değerlendireceksiniz. Alın size birkaç satır daha: “Uyku, gönül yıkana haram olmalı, gönlü yıkılana değil” “Ben”in arayışındaki başka bir düzlem de bu; yani “Oysa asıl mesele, kırılan değil, kırandır”

Ara başlıklardan biri de “iç mimari.” Hemen dikkat çekiyor değil mi? Anlam bulan “iç mimari” beynin ahlakî terbiyesi mi? Tartıştırabiliriz, tartışabilirsiniz…. Bir yol daha açıyor Kadıoğlu. Batıdan, doğudan isimlere göndermeler yaparak onlardan alıntılarla iddiasını sağlamlaştırmak istiyor.

İsterseniz ahlaki iç mimariyi örme çabasına da girebilirsiniz.

Pencereler, binanın boşluğu mudur? Balkon, modern şiirin dışarıya açılan çıkıntısı mıdır? Bunu ve benzerlerini düşündürüyor Kadıoğlu insana… Elbette insan üzerinden bakıldığında, binada pencere olması nasıl eksiklik değilse insanın var ettiği boşlukta kayıp değildir. Bir fizik, metafizik kurgulaması oldukça başarılı bana göre. “Bu yüzden yer açmak, eksilmek değil, ölçü kazanmaktır.”

Bu bölümün en çarpıcı cümlesine geliyorum, dikkatli okumak lazım! “İnsan yalnızca yer kaplayarak değil yer bırakarak da kendisini inşa eder” yazarın teklifi bu.

“İnsan başkasından önce kendi iç düzeninden sorumludur. Çünkü en büyük yıkımlar, önce içeride başlar.”  Dönüp dolaşıp oraya geliyoruz okumaya devam etikçe; sonuçta “iç düzen” asıl insan değil midir?

Nietzsche’yi  aklından eden “üst insan mı?” yoksa Kadıoğlu’nun aradığı, arattığı. O da mı değil? Sorular sorular…

Kadıoğlu'nu okudukça cümlelerin savurduğu yerde,  yerlerde okumaya başlamadan önceki halinizle kalmak zor. O yüzden olmalı ki “yer almak” ile “yer açmak” arasındaki çizgiye vurgu yapıyor.

Modern zamanlardan geçerken daha çok yalnızlaşan “insanın kendi içinde nefes alacak kadar” bile yer açmasını istiyor yazar

Yazı hacmi olarak 2-5 sayfayı geçmeyen bölümlerin başlıklarının seçimi bile sizi yine açılmamaya hazırlanan bir kapıya götürüyor. “Tembellik, kırılma, güç, sahicilik, yabancılık, utanma..” ve diğerleri…

40 odalı bir yapı, açtıkça şaşkınlığımız devam ediyor… Mesela, “sahicilik ne saklamak ne de saçmak” Peki ne? Kitabın sayfaları arasında ilerlemek gerekiyor. İlerledikçe de yeni sorular geliyor zihnimize.. Belki de buralarda aklına gelen sorunun cevabını almış olabilirsin ya da geçmişte olabilirsin... Bu sebepten kitabı okurken aklınıza gelen sorularınıza cevap verin sonra diğer sayfalara geçin derim.

“İnsan başkasına değil kendine yabancı kalınca kaybolur.” diyor Kadıoğlu. “Kendi” kim? Tıpkı “ben” gibi mi? Yabancıların “ben”i ile yaşamaya devam ettiğine göre böyle bir derdi olmayacak ki...

Bazen ipuçları veriyor bize “ben” yazdığı cümlenin bir gecenin ortasında, açıklayamadığı şekilde yazıldığını açıkça söylerken: “Utanmayı uzun bir süre saklaması gereken bir kusur sandım.” diyerek yüzleşiyor “Ben” ile...

Her duruşunu düşünüşünü Hatta açıklayamadığı şekilde yazdıklarını ben ile sohbet gibi anlatırken okuyucu olarak ben herkesin yaptığını yapmak doğruyu doğru yapmaz.

Yanılsamada yükte yükümü hafifletmenin ipuçlarını aradım insan yükünü tanıyınca hafifledi çünkü...

Her duruşunu, düşünüş şeklini,; hatta açıklayamadığı şekilde yazdıklarını “ben” ile sohbet gibi anlatıyor. Okuyucu olarak “ben” “herkesin yaptığını yapmak, doğruyu doğru yapmaz”a dalıp giderken; “denetim-yanılsama”da, “yük”de yükümü hafifletmenin ipuçlarını aradım. “İnsan, yükünü tanıyınca hafifler”di çünkü.

Yerel ölçekle mi bakalım? Hayır asla! Hakan Hadi Kadıoğlu şiirde olduğu gibi denemede de türk deneme edebiyatının dikkat çekici örneklerinden birini ortaya koymuş. Dikkat çekiciliği bir yana aynı zamanda kullandığı dilin sadeliği karmaşıklığı sadeleştirerek kitapta tutuyor insanı.

“Bazı hakikatler anlaşılmaz; sadece kabul edilir” Biz de kabul ediyoruz yazarın da alıntıları gibi gerçek filozoflar ölmek için alıştırma yaparlar

Kitapta ya da “Ben”de; eleştirel yönler, tarihsel ve toplumsal bağlamlar yok olması da gerekmiyor. Zaten denemeden bunu beklemekte saflık olur aslında. Şu bir gerçek ki;  insan içeri insan ile bilinenler yan anlamların bile dışına taşınarak bizi yeniden düşünce dünyasına çağırıyor.

“İnsan konuştuğunu zanneder Oysa konuşan onun kendisi değil, ondan taşandır..”

İnsanı aramaya devam

İnsanlık tarihi kadar eski bu arayış, Hakan Hadi Kadıoğlu'nun “BEN e mektuplar”ı kadar yeni.

Birkaç defa okununca şifreleri de şifre edebileceğiniz bir kitap..

Keyifli okumalar

 

Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.