23 Ağustos 2026 - Pazar

KÜLTÜR YOLU FESTİVALİ’NDE DADAŞLIĞIN RUHUNA FATİHA

Peki bugün Erzurum’da “Kültür Yolu Festivali” adı altında yaşananlara baktığımızda, gerçekten Erzurum’un kültürünü mü yaşatıyoruz, yoksa Erzurum’un kültürünü mü tüketiyoruz?

Yazar - Engin GÜLTEKİN
Okuma Süresi: 5 dk.
373 okunma
Engin GÜLTEKİN

Engin GÜLTEKİN

engingultekin33@gmail.com -
Google News

 

Bir şehrin kültürünü yaşatmak; o şehrin meydanlarına sahne kurup yüksek sesli müzik çalmak, birkaç sanatçıyı getirip kalabalıkları eğlendirmek değildir.

Kültür; bir milletin hafızasıdır.
Ahlakıdır.
Gelenekleridir.
İnancıdır.
Hayata bakışıdır.
Bir şehrin yüzyıllar boyunca oluşturduğu ortak ruhudur.

Peki bugün Erzurum’da “Kültür Yolu Festivali” adı altında yaşananlara baktığımızda, gerçekten Erzurum’un kültürünü mü yaşatıyoruz, yoksa Erzurum’un kültürünü mü tüketiyoruz?

İşte asıl sorulması gereken soru budur.

Çünkü Erzurum sıradan bir şehir değildir.

Dadaşlık; yalnızca başa papak takmak, bar oynamak, cirit göstermek veya birkaç folklorik unsuru sahneye taşımak değildir. Dadaşlık; iffettir, edep ve hayâdır, mertliktir, vakar ve ölçüdür, kadına ve erkeğe dair sınırları bilmektir. Dadaşlık, “Ben ne istersem yaparım” anlayışı değil; “Ben kendime, aileme, şehrime ve değerlerime yakışanı yaparım” şuurudur.

Bugün ise adına sanat ve kültür etkinliği denilen bazı gösterilerde, Erzurum’un tarihî ve ahlaki dokusuyla bağdaşmayan görüntüler sıradanlaştırılıyor.

Sahneye çıkan insanların müzik eşliğinde kadınları oynatması, mahremiyet ve edep sınırlarının eğlence adı altında görünmez hâle getirilmesi, “kültür” kavramının içinin boşaltılmasından başka nedir?

Bir zamanlar Erzurum’da bir erkek ile bir kadının toplum içindeki davranışına dikkat etmesi bir ahlak meselesiydi.

Erzurum’da bir genç kızın bir erkeğin elinden tutarak sokaklarda dolaşması, geçmişte sıradan bir görüntü değildi. Hele bir kadının göbeğini açması, mahrem yerlerini teşhir etmesi, toplumun edep ve haya anlayışı açısından son derece ağır bir davranış kabul edilir; adeta kıyamet alametlerinden biri olarak görülürdü. Çünkü o dönemde haya, mahremiyet ve edep yalnızca bireysel bir tercih değil, toplumun ortak değerleri ve hassasiyetleriydi.

Erkek, eşiyle dahi toplumun benimsediği edep ve ahlak ölçülerine riayet ederek yürür; aralarındaki mesafeyi, mahremiyeti ve toplumsal hassasiyetleri gözetirdi. Çünkü toplumun kendi içerisinde oluşturduğu güçlü bir edep, haya, mesafe ve mahremiyet anlayışı vardı.

Bugün ise aynı şehirde, bedenin teşhirini özgürlük; sınırların ortadan kaldırılmasını modernlik; her türlü görüntüyü de kültür olarak sunan bir anlayışla karşı karşıyayız.

Burada mesele bir kadının kıyafeti üzerinden insanları yargılamak değildir.

Mesele çok daha büyüktür:

Bir şehrin değerleri, o şehrin meydanlarında hangi ölçülerle temsil ediliyor?

Eğer adına “Kültür Yolu Festivali” dediğimiz organizasyon, Erzurum’un kültürünü yaşatmak yerine Erzurum’un kültürel ve ahlaki kodlarını aşındırıyorsa, burada durup düşünmek zorundayız.

Çünkü kültür, toplumun değerlerini dönüştürmenin en güçlü araçlarından biridir.

Önce “eğlence” denilir.

Sonra “sanat” denilir.

Ardından “özgürlük” denilir.

Bir süre sonra toplum, dün yadırgadığı şeyi bugün normal; dün ayıp gördüğünü bugün sıradan; dün değerlerine aykırı bulduğunu bugün “çağın gereği” kabul etmeye başlar.

Ve bir gün dönüp baktığımızda, şehrin adı aynı kalmış; fakat şehrin ruhu değişmiş olur.

İşte asıl tehlike budur.

Erzurum’un taşları yerinde durabilir.

Çifte Minareli Medrese yerinde durabilir.

Palandöken yerinde durabilir.

Cirit meydanları, bar kültürü ve Dadaşlık sembolleri de kullanılmaya devam edebilir.

Ama eğer Dadaşlığın ahlaki ruhu kayboluyorsa, geriye yalnızca bir şehir dekoru kalır.

Biz bugün belki de Erzurum’un kültürünü değil, kültür adı altında kültürün içinin boşaltılışını seyrediyoruz.

Ve insan sormadan edemiyor:

Biz neyi kutluyoruz?

Kendi kültürümüzü mü?

Yoksa kendi kültürümüzün ölümünü mü?

Eğer Dadaşlık; edep, vakar, mertlik, mahremiyet ve ahlak demekse ve bunların yerine teşhir, ölçüsüzlük, sınırsız eğlence ve yozlaşma konuluyorsa, o zaman söyleyecek fazla söz kalmıyor:

Kültür Yolu Festivali’nde Dadaşlığın ruhuna Fatiha!

Fakat cenaze namazını kılmadan önce kendimize şu soruyu sormalıyız:

Dadaşlığı gerçekten öldüren festival mi, yoksa kendi değerlerine sahip çıkmayan Erzurumlular mı?

Çünkü bir şehrin kültürü, sadece belediyelerin, kurumların veya festival organizatörlerinin sorumluluğu değildir.

Asıl sorumluluk o şehrin insanındadır.

Değerlerimizi başkaları korumayacak.

Biz koruyacağız.

Çocuklarımıza kim olduğumuzu biz anlatacağız.

Şehrimizin neyi temsil ettiğini biz söyleyeceğiz.

Ve kültür adı altında kültürümüzün yok edilmesine karşı, kültürümüzü yaşatarak cevap vereceğiz.

Çünkü bir toplum kendi değerlerini savunmayı bıraktığında, başkalarının değerlerini yaşamaya başlaması kaçınılmazdır.

Erzurum’un adına Dadaşlık deniliyorsa, Dadaşlığın da bir ruhu olmalıdır.

O ruh kaybolursa geriye sadece isim kalır.

İsmi yaşatıp ruhu öldürmenin ise kültürle hiçbir ilgisi yoktur.

Selam ve dua ile...

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.