05 Ağustos 2026 - Çarşamba
CAMİDEKİ İNTİHAR BİZE NE SÖYLÜYOR?
Ancak bu olay, bireysel bir trajedinin ötesinde, toplumun ruh sağlığı, şehir hayatı, sosyal dayanışma ve manevi iklim üzerine yeniden düşünmeyi zorunlu kılmaktadır.
Yazar - Engin GÜLTEKİN
Okuma Süresi: 6 dk.
33 okunma

Engin GÜLTEKİN
engingultekin33@gmail.com -Bir Şehrin Sessiz Çığlığı ve Toplumsal Vicdanın Aynası
Erzurum'da bir camide 40 yaşındaki bir vatandaşın hayatına son vermesi, sadece bir adli vaka ya da sıradan bir ölüm haberi olarak görülemez. Bu olay, hepimizin durup üzerinde düşünmesini gerektiren ağır bir toplumsal alarmdır.
Bir sosyolog olarak beni asıl düşündüren, sadece bir insanın ölümü değildir. Asıl düşündüren; bir insanın, hayatının en karanlık anında, kendisini bir caminin içinde yaşamına son verecek noktaya gelmesidir.
Elbette bu kişinin neden böyle bir karar verdiğini bilmiyoruz. Bunun kesin cevabını ancak soruşturma ve olayın bütün yönleri ortaya çıktığında söylemek mümkündür. Ancak bu olay, bireysel bir trajedinin ötesinde, toplumun ruh sağlığı, şehir hayatı, sosyal dayanışma ve manevi iklim üzerine yeniden düşünmeyi zorunlu kılmaktadır.
İlk köşe yazım olan "Erzurum Mülk-i İslam'ın Kilidi mi?" başlıklı yazımda, şehrin medeniyet perspektifinden uzaklaşmasını, ahlaki ve sosyolojik çözülmesini ele almıştım. İkinci köşe yazım "Erzurum'un Feryadını Duyan Var mı?" başlığını taşıyordu ve bu kez göçü, işsizliği, yatırım eksikliğini, umutsuzluğu ve şehrin giderek derinleşen sosyal sorunlarını gündeme taşımıştım.
Tam da bu iki yazıda dile getirdiğim meselelerin ortasında, Erzurum'da bir camide yaşanan intihar olayı meydana geldi.
Bu acı hadise, önceki yazılarımda dikkat çekmeye çalıştığım toplumsal çözülmenin, yalnızlaşmanın, umutsuzluğun ve şehir ölçeğinde yaşanan kırılmanın yeniden düşünülmesini zorunlu kılmıştır.
Binaenaleyh bu yazıyı, yaşanan bu elim hadisenin sosyolojik, psikolojik ve manevi arka planını sorgulamak; bir insanı camide hayatına son verecek noktaya getiren toplumsal şartları anlamaya çalışmak amacıyla kaleme alıyorum. Çünkü bu olay, yalnızca bir kişinin ölümü değil; aynı zamanda bir şehrin vicdanına yöneltilmiş ağır bir sorudur.
Erzurum'un yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda sosyal, kültürel ve medeniyet eksenli bir çözülme yaşadığını ifade etmiştim.
Erzurum da yaşanan bu acı hadise, o tespitlerin üzerinde yeniden düşünmemiz gerektiğini göstermektedir.
Bir şehir sadece yollarıyla, binalarıyla ve yatırımlarıyla ayakta kalmaz.
Şehirler, önce insanıyla yaşar.
İnsanın umudu bittiğinde, şehir de yavaş yavaş ruhunu kaybetmeye başlar.
Göçün arttığı...
İşsizliğin derinleştiği...
Yalnızlığın çoğaldığı...
Komşuluk ilişkilerinin zayıfladığı...
Aile bağlarının çözülmeye başladığı...
Gençlerin gelecek umudunu başka şehirlerde aradığı...
Maneviyatın şekle indirgenip insanın iç dünyasına yeterince dokunamadığı toplumlarda psikolojik kırılmaların artması şaşırtıcı değildir.
İntihar, çoğu zaman tek bir sebebin sonucu değildir.
Psikolojik, sosyal, ekonomik, ailevi ve bireysel birçok etkenin iç içe geçtiği karmaşık bir süreçtir.
Bu nedenle hiçbir olayı tek bir nedene bağlamak doğru değildir.
Ancak şu soruyu sormak zorundayız:
Bir şehirde insanlar neden kendilerini bu kadar yalnız hissediyor?
Neden konuşacak, dinleyecek, omzuna dokunacak bir insan bulamıyor?
Neden yardım istemeden sessizce tükeniyor?
İşte sosyolojinin tam da üzerinde durması gereken konu budur.
Bugün Erzurum'un en büyük problemi yalnızca göç değildir.
Yalnızlaşmadır.
Yalnızca işsizlik değildir.
Umutsuzluktur.
Yalnızca ekonomik yetersizlik değildir.
Anlam krizidir.
Toplum olarak artık sadece ekonomik kalkınmayı değil, sosyal ve ruhsal kalkınmayı da konuşmak zorundayız.
Bir başka dikkat çekici husus ise olayın toplumdaki karşılanış biçimidir.
Bir insanın camide hayatına son vermesi gibi sarsıcı bir hadisenin, birkaç haber satırı olarak görülüp hızla gündemden düşmesi de üzerinde düşünülmesi gereken ayrı bir meseledir.
Bu durum, acıya karşı duyarlılığımızın zayıfladığını ve trajedilerin sıradanlaşmaya başladığını düşündürmektedir.
Bir toplum, acıya alışmaya başladığında en büyük tehlike ortaya çıkar.
Çünkü vicdanın uyuşması, medeniyetin çözülmesinin en önemli göstergelerinden biridir.
Bu olay, din görevlileri açısından da önemli sorular doğurmaktadır.
Camiler yalnızca namaz kılınan mekânlar mıdır?
Yoksa dertlerin paylaşıldığı, yalnız insanların fark edildiği, umutların yeniden yeşertildiği güven mekânları mıdır?
İmamlar sadece namaz kıldıran görevliler değil; mahallenin manevi rehberleri, gönül insanları ve sosyal dayanışmanın öncülerinden biri olmalıdır.
Aynı şekilde bu olay, sosyologlara, psikologlara, sosyal hizmet uzmanlarına, eğitimcilere, yerel yöneticilere ve sivil toplum kuruluşlarına da önemli sorumluluklar yüklemektedir.
Artık şehirlerin sadece ekonomik göstergelerini değil; umut düzeyini, yalnızlık oranını, sosyal dayanışma ağlarını, gençlerin gelecek beklentisini, aile yapısını ve ruh sağlığını da bilimsel olarak incelemek zorundayız.
Erzurum üzerine kapsamlı sosyolojik araştırmalar yapılmalıdır.
Mahalle mahalle sosyal risk haritaları hazırlanmalıdır.
Yalnız yaşayan insanlar tespit edilmelidir.
Psikolojik destek mekanizmaları güçlendirilmelidir.
Camiler, okullar, üniversiteler, belediyeler ve sivil toplum kuruluşları ortak bir sosyal dayanışma modeli geliştirmelidir.
Çünkü güçlü şehirler sadece betonla değil; merhametle, umutla ve insanı yaşatan ilişkiler ağıyla inşa edilir.
Önceki yazımda ifade ettiğim gibi...
Alvarlı Efe Hazretleri'nin "Erzurum kilidi, Mülk-i İslam'ın." sözü bize yalnızca tarihî bir şeref değil, aynı zamanda ağır bir sorumluluk yüklemektedir.
Bir şehrin kilidi önce gönüllerde sağlam kalmalıdır.
Gönüller kırıldığında şehirler de çözülmeye başlar.
Dün camide yaşanan bu acı hadise, hepimize şu soruyu yeniden sordurmalıdır:
Biz gerçekten birbirimizin farkında mıyız?
Yoksa aynı şehirde yaşayıp birbirimize yabancılaşan kalabalıklar hâline mi geldik?
Eğer bu soruların cevabını aramazsak, sadece bir insanı değil; şehrimizin vicdanını, merhametini ve medeniyet iddiasını da yavaş yavaş kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalırız.
Bu acı olay polemiklerin değil; muhasebenin, dayanışmanın ve insanı merkeze alan yeni bir şehir tasavvurunun başlangıcına vesile olmasını temenni ediyorum.
Selam ve dua ile...
Yorumlar (0)


