TÜRKÇEMİZİN AHI
Bu nasıl bir millîlik ki Türkçeyi inim inim inletiyorsunuz? Dil hassasiyetiniz yok ama kendinizi millî sayıyor, millî gelişmelerle övünüyorsunuz. Ne gülünç bir tezat!

Hatice Başkapan Şahan
haticebaskapan@hotmail.com -İhmalkârlık sevgiye dâhil değildir bence. Ve bu, her türlü sevgi için geçerlidir. Seviyorsak nasıl ihmal edebiliriz ki? İhmal etmek sevgisizliğin delili değil midir? Erich Fromm “Sevme Sanatı”nda, “Bize çiçekleri sevdiğini söyleyen bir kadının çiçekleri sulamayı unuttuğunu görürsek onun çiçek sevgisine inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz etken ilgidir.” der. Fromm’a hepimiz hak veriyoruz değil mi? O hâlde bizim de sevdiğimizi düşündüğümüz yahut iddia ettiğimiz şeylerle ne kadar ilgili olduğumuza bakmamız gerekir.
Vatan mesela, bayrak, doğa, hayvanlar… Burayı gönlünüzce uzatabilirsiniz. Netice de sevgiye de hudut çizilmese gerek. Sanırım ve umarım güzel Türkçemiz de sevdiğimiz şeyler arasında. Yanılıyor muyum yoksa?
Biraz önce, “Vatan nedir, gurbet neresidir?” soruları geldi aklıma. Herkesin vatan tanımı, herkesin gurbeti farklı, biliyorum. Ve ben vatanın dil olduğunu, dilin şakıdığı yer olduğunu; gurbetinde köklerimizden koparılmak olduğunu düşündüm. TRT’nin bile bize gurbeti reva gördüğünü esef ve hayretle fark ettim. Türkiye’nin Radyo ve Televizyon Kurumu Türkçe konusunda keşke biraz daha hassas olsa, dedim.
Anladığınız gibi TV açıktı. Reklamı verilen bir programın adı dikkatimi çekti ve ekrana baktım: “Rüzgar Gibi Geçti” yazıyordu. Az sonra da aynı kurumun farklı bir kanalında, çoğu Batı kökenli tuhaf kelimeler arasında “askeri yığınak”, “askeri sevkiyat” yazılarını gördüm. Büyük büyük(!) adamlar millîlikten -onlara göre millilik- bahsediyorlardı üstelik. Öyle de mühim bir program!.. “TRT, ah TRT, bari sen yapma!” diye iç çektim.
Bu nasıl bir millîlik ki Türkçeyi inim inim inletiyorsunuz? Dil hassasiyetiniz yok ama kendinizi millî sayıyor, millî gelişmelerle övünüyorsunuz. Ne gülünç bir tezat!
Millet sevgisini dil sevgisinden ayrı düşünebilir miyiz? Hayır! Dil kurallarını ihlal edip onu ve milletinizi sevdiğinizi söylemeniz hiç inandırıcı değil. Biz inansak da işin özü bu değil. Sevmek, önemsemektir. Sevmek, dikkat etmektir. Madem seviyorsunuz lütfen biraz dikkat edin. Programınızın adı “Rüzgâr Gibi Geçti”, alt yazınızdaki ifadelerin doğrusu da “askerî yığınak” ve “askerî sevkiyat” şeklindedir.
Kıymetli vaktinizi buna ayıramıyorsanız işinin ehli yayımcılar çalıştırın. Milyonlarca dimağı kirletmeye, yanlışlarınızla gizil öğrenmeye yol açıp en kıymetli kültürel mirasımızı çiğnemeye, bizi köklerimizden koparıp gurbette bırakmaya hakkınız yok!
Bu konuda beni üzen kuruluşların biri de yayınevleri. En ünlülerinin kitapları bile Türkçenin güzelim imla ve noktalamasını dara çekmiş durumda. Ne yazık! Azıcık vicdanınız varsa yaptığınız iş, ürküttüğünüz kurbağaya değiyor mu diye bir bakın!
Son birkaç yılda dilimizin kimliğimiz olduğu vurgusu yapılıyor. Evet, öyle. Dilimiz kimliğimizdir amma velakin bunun reklamını yapan kanallarımızın, eser bırakmakla övünen yayınevlerimizin hâli içler acısı. Peki, biz, biz ne durumdayız? Bu kimliğin ne kadar farkındayız, onu yaşatmak ve korumak için ne yapıyoruz? Türkçesi varken yabancı sözcükler kullanmakla bilgili göründüğümüzü mü sanıyoruz? Ucube kelimesiyle bile tarif edilemeyecek kısır bir yazı dili icat etmekle kendimizi öldürdüğümüzü görmüyor muyuz?..
Ne yana dönsem, neyi düşünsem gönlüm sıkışıyor. Ne kadar da hevesliyiz düşmana iş bırakmamaya, diyorum. Haksız mıyım sizce? Bir millet düşünün ki oturduğu dalı kesiyor!

