28 Eylül 2026 - Pazartesi
BEDEL DEĞİŞTİ, SÖMÜRÜ DEĞİŞMEDİ(2)
Sorun, İslam'ın hayatın bütün alanlarına taşınmamasında.
Yazar - Engin GÜLTEKİN
Okuma Süresi: 4 dk.
233 okunma

Engin GÜLTEKİN
engingultekin33@gmail.com -Abuzer Orhan'ın bana aktardığı olaylardan sonra zihnimde şu cümle dolaşıyor:
İslam'da ahlak yok mu?
Elbette var.
Hem de son derece güçlü bir ahlak var.
Fakat sorun İslam'ın ahlakında değil.
Sorun, İslam'ın hayatın bütün alanlarına taşınmamasında.
Biz dini bazen ibadetlere indirgedik.
Namaz var.
Oruç var.
Hac var.
Tesettür var.
Camiler var.
Dini sohbetler var.
Ama ticaretin içine geldiğimizde başka bir dünya kurduk.
İşçinin hakkı ayrı...
Ortağın hakkı ayrı...
Borçlunun hakkı ayrı...
Tüketicinin hakkı ayrı...
Devletin hakkı ayrı...
Yetimin hakkı ayrı...
Sanki Müslümanlık caminin kapısından içeri girerken başlıyor, ticarethanenin kapısından çıkarken sona eriyor.
Oysa İslam'ın ahlakı hayatın tamamını kuşatır.
Abuzer Orhan'ın Bedel romanında geçmişin insanının ödediği bedelleri düşünürken bugün başka bir bedel karşımıza çıkıyor.
Bugünün emekçisi de bedel ödüyor.
Ama onun savaşı cephede değil.
Fabrikada.
Atölyede.
İnşaatta.
Tarlada.
Temizlik işinde.
Pazarda.
Kamyonun kasasında.
Maden ocağında.
Ve bazen de işverenin kapısında hakkını istemeye çalışırken...
Onun silahı yok. Elinde alın teri var.
Onun üniforması yok. Üzerinde iş elbisesi var.
Onun madalyası yok. Ama sırtında yılların emeği var.
Ve bazen bütün istediği şey, emeğinin karşılığını almaktır.
İşte bu yüzden 21. yüzyılın Müslüman toplumları kendilerine yeniden şu soruyu sormalıdır:
Biz sadece ibadet eden bir toplum mu olacağız, yoksa adalet üreten bir toplum mu?
Çünkü Allah'a karşı kulluk ile insana karşı adalet birbirinden koparılamaz.
Asıl dönüşüm nerede başlayacak?
Bugün “İslam ekonomisi” diyoruz.
“İslami finans” diyoruz.
“Faizsiz sistem” diyoruz.
“Helal kazanç” diyoruz.
Bunların hepsi doğru ve önemlidir.
Fakat daha temel bir yerden başlamamız gerekiyor:
İslam'ın emek ahlakını yeniden inşa etmek.
İşverenin zihninde şu soruyu oluşturmak:
“Bu işçiden ne kadar kazanırım? değil, bu insanın hakkını nasıl korurum?”
Tüccarın zihninde:
“Nasıl daha fazla kazanırım?” değil, kazancımın içinde kul hakkı var mı?”
Yöneticinin zihninde:
“Bana ne kazandırıyor? değil, bu karar insanlara adalet getiriyor mu?”
Müslümanın zihninde ise:
“Ben dindar mıyım? değil, benim elimden ve dilimden insanlar emin mi?”
sorusu bulunmalıdır.
Çünkü ahlak, insanın kendisi hakkında söylediği söz değil; başkasının onun hakkında yaşadığı tecrübedir.
Bedel ödeyenlerden bedel alanlara nasıl gelindi...
Geçmişte bu toprakların insanları vatan için bedel ödediler.
Bugün ise bazı insanlar, başkasının ödediği bedel üzerinden servet biriktirebiliyorlar.
İşte asıl sorgulanması gereken dönüşüm budur.
Bedel ödeyen emekçiden, bedel ödeten sermayedara...
Alın terinden, servet birikimine...
Kardeşlikten, çıkar ilişkisine...
Adaletten, güç ilişkisine...
Ve en acısı:
İslam'ın ahlakından, İslam'ın görüntüsüne...
Bu dönüşüm üzerinde ciddi biçimde düşünmek zorundayız.
Çünkü mesele birkaç kötü işvereni eleştirmek meselesi değildir.
Mesele bir medeniyet iddiasının kendi ekonomik ve ahlaki pratiğini sorgulamasıdır.
Eğer bir Müslüman, işçisinin üç aylık ücretini ödemezken camide ön safta durabiliyorsa;
eğer bir insan başkasının alın terini vermemeyi normalleştirirken dini kimliğini koruyabiliyorsa;
eğer servet büyürken emekçinin sofrası küçülüyorsa;
orada yalnızca ekonomik bir kriz yoktur.
Orada ahlak ile hayat arasındaki bağ kopmuştur.
Ve belki de bugün ödememiz gereken en büyük bedel, yeniden o bağı kurmanın bedelidir.
Çünkü İslam'ın bize öğrettiği adalet, yalnızca mahkeme salonlarında aranacak bir kavram değildir.
Adalet; fabrikanın içinde, dükkânın tezgâhında, tarlada, işçinin maaşında, tüccarın terazisinde ve patronun vicdanında yaşamak zorundadır.
Aksi hâlde elimizde dinin adı kalır, fakat ahlakı hayatımızdan çekilir.
Ve o zaman insanın sormaya hakkı vardır:
Biz gerçekten İslam'ı mı yaşıyoruz, yoksa İslam'ın görüntüsünü mü?
Selam ve dua ile...
Engin GÜLTEKİN
Eğitimci-Yazar-Sosyolog
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları


